Memleketin uluslararası alanda onlarca meselesi var. Antalya Diplomasi Forumu'nda küresel meselelerin konuşulduğu ve birçok alanda Türkiye ile kesişen konuların gündeme geldiği bir süreç yaşanıyor. Ulus devletlerin merkezileşmesi konusunda örneklik teşkil eden Türkiye, özellikle Avrupa devletleri tarafından dikkatle izlenirken; dünyada olup biteni umursamayan bir ana muhalefet partisiyle karşı karşıyayız.
İnönü'nün temsil ettiği tek parti düzeni sona erip serbest seçimlerle Adnan Menderes'in iş başına geldiği günden bugüne kadar CHP, iktidara gelen her partiyi gayrimeşru görmüş; bu partileri iktidardan uzaklaştırmak için her türlü darbeyi, dahası Batılı devletlerle iş birliğini meşru saymıştır.
Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan için yapılan muhalefetin niteliği hiçbir zaman değişmedi. CHP, kendisini ebedi iktidar için kurulmuş bir yapı olarak gördüğü için, iktidarı elinden alan her partiyi sadece rakip değil, doğrudan düşman olarak konumlandırmıştır.
1. Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları hakkında yolsuzluk şüphesiyle bir soruşturma başlatıldı.2. Daha soruşturma başlamadan başsavcıya karşı karalama kampanyası yürütüldü.3. "Cumhurbaşkanı adayı olacaktı, nasıl dava açılır" söylemiyle yargıya baskı kurulmaya çalışıldı.4. "Bu hükümet cunta hükümetidir" diyerek devletin ve hukuk sisteminin meşruiyetini hedef alan bir söylem üretildi.5. "Dosyalar boş, 560 milyar bütçeli belediyede bu kadar yolsuzluk olamaz" argümanı öne sürüldü.CHP'nin bu ve benzeri argümanları artırılabilir. İlk bakışta bu söylemler haklı gibi görünse de, tamamının temeli oldukça zayıftır.
Kitabın ortasından konuşalım: Bir belediye reklamcılarla kazanılır, teknokrat ve bürokratlarla yönetilir. Koca bir dönemi kapatan İBB'de Murat Ongun ve Necati Özkan dışında kamuoyunun tanıdığı bir teknik isim duymadık. Sn. Erdoğan döneminde ise en az kırk teknik isim kamuoyuna mal olmuş, birçoğu bakanlık yapmıştır.
Bu iki reklamcı, başkanı daha ilk günden cumhurbaşkanlığı adaylığı fikriyle yoldan çıkardı. Anlaşılan başkanın da bu fikre epey meyli varmış. Daha İstanbul'a bir çivi çakmadan "Kahramanın Yolculuğu" isimli kitap yayınlandı.
Devletin bir belediyesini yönetmeye başlarsınız, kimse size ne yaptığınızı, hangi işi kime verdiğinizi sormaz. İşlerin usule uygun yapıldığı varsayılır, Sayıştay denetimiyle süreç tamamlanır. Ancak olağanüstü para hareketliliği ya da usulsüzlük şüphesi doğarsa devreye hukuk girer.
Bir soruşturma ancak ciddi delillerle açılır. Kamuoyunun bildiğinden kat kat fazla belge ve kanıtın olduğu düşünülmektedir. 850 milyar lira bütçesi ve 30'a yakın iştiraki olan bir kurumu yönetirken bırakın kötü niyetli olmayı; ihmal etseniz dahi ciddi bir çürümeye neden olabilir.
İBB koridorlarında dillendirilen bir konu vardı: "1 milyar dolarımız olmadan Kılıçdaroğlu çetesinin elinden bu partiyi alamayız." CHP kongre sürecinde bu başarıyı gösterdiler,
Yerel seçim kampanyalarında küçük partilere yapılan cömert destekler ve satın almaların aynı kaynaktan beslendiği iddiaları var. AK Partili bir belediye başkanı, rakibinin memur olmasına rağmen "onun harcamalarına yetişemedik" diyerek kara para şüphesini açıkça dile getirmişti.

120