İnsana ilham veren şeyler çoğu zaman erdemli insanlar, hikmetli sözler ya da ermişler olmaz. Bazen olmadık zamanlarda kötü insanların olaylar karşısındaki tutum ve davranışları da size ilham verir. Bazı olaylar vardır ki çivi gibi kafanıza çakılı kalır ve hiç aklınızdan çıkmaz.
Bu meseleyi, 100 yıllık bir mücadele sonunda millet adına vardığımız merhalenin ne anlama geldiğini kavrama konusunda zafiyet içerisinde olan bir misyon adamından, gün geçtikçe eyyamcılığa evrilen mahallemizin insanları için tekrar gündeme almak istedim.
Bu aziz milletin tek parti prangası altında neler çektiğini bilmeyen yoktur. Kimimizin dedeleri, kimimizin babaları ve anneleri, bizzat şahitlik ettiği; altından kolay kolay başka milletlerin kalkamayacağı hikâyelerdir.
Tek parti döneminin siyasi ve ideolojik yasaklarının hepsini bir kenara bırakalım. Bu millet, Allah'ın Kitabı'nın, vahyin, Kur'an öğrenmenin yasak olduğu, jandarmanın köyleri, kasabaları basarak Kur'an okuyan aileleri hapse attığı bir dönem yaşadı ki, kıyamete kadar hafızalardan silinmeyecek ağır bir travmadır. Bu satırları okuyan bir Müslümanın zihninde binlerce hikâye canlanmıştır.
Kurtuluş Savaşı'na din, iman, vatan, bayrak aşkıyla seferber olan ve aile fertlerinin çoğunu bu uğurda şehit veren ailelerin, geri kalan fertlerinin bir kısmı idam sehpalarına asılmış, dinine, imanına, Kur'an'ına sahip çıkmak isteyen masum Anadolu insanı karakollarda süründürülmüştür.
Bir milletin düşmanı, ülkesini işgal eden ülkelerdir ya da ezeli-ebedi düşmanlarıdır. Bu duygu, bu milletin belleğinde yaşamaktadır. 90'lı yıllarda Galatasaray takımı birçok Avrupa takımını yenmişti. Ne zaman ki bir İngiliz takımını yendi, ülkemiz gençleri sokaklara döküldü. Bir ülkede devrim olmuşçasına sevinç gösterileri yapıldı. Bilinçaltında bu millet, Çanakkale'nin ve İstanbul'un işgal edilmesinin öcünü alıyordu.
Bu ülkede hiçbir zaman, Kemal Tahir'in deyimiyle, tek parti madrabazlarının düşmanı bu ülkeyi baştan başa işgal eden, hanelere tecavüz eden, şehirleri yakan, İzmir'den Ankara'ya kadar Anadolu'yu yakıp yıkan Yunan olmadı. Hatta bizim inkılap tarihimizde Yunan işgali unutturulmaya çalışılır.
Sanki İngiliz'in, Fransız'ın, Yunan'ın, İtalyan'ın yerine bu ülkeyi işgal eden Kur'an-ı Kerim ayetleri, Osmanlı ve Selçuklu tarihi ve beş vakit namazında niyazında olan; işgale uğramış kazmasıyla, sopasıyla düşmanı ülkesinden kovan Anadolu insanıymış gibi davranılmıştır.
Tek parti zihniyeti özellikle 1938-1950 arasında iyice kontrolden çıkmış; jandarma baskınları, millet illerde kasabalarda açlıktan ölürken, azgın CHP'li devlet erkânının balolar, eğlenceler düzenleyerek adeta açlıktan ölen Anadolu insanından öç alır gibi keyfi diktatörlük yapmaları görülmüştür.
Devrin faşist diktatörlerine özenen Millî Şef, Hitler ve Mussolini'yi aratmayacak dayatmaları bu millete reva görmüştür.
Tek parti cuntacıları bir gün bu milletin nüfusunun 85 milyon olacağını, dünyanın 17. büyük ekonomisi kadar büyüyüp gelişeceğini, altyapı yatırımları açısından dünyanın ilk üç ülkesinden biri olacağını akıllarından bile geçirmemişlerdir. Çünkü bu ülkeyi geri bırakıp sömürgeciler için küçük lokma yapmak için ellerinden gelen her türlü hainliği bu millete reva görmüşlerdir.
Tek parti madrabazlarının bırakın hayal etmediği, onlar için bir kâbus daha vardır ki, Cumhuriyet'in yüzüncü yılında bu milletin kendi tarihine, kendi kültürüne, kendi dini olan İslam'a inanan, namaz kılan bir devrimcinin gelip ülkesinin cumhurbaşkanı olmasıdır.
Sn. Recep Tayyip Erdoğan gibi bir liderin çıkıp büyük devrimler yaparak Türkiye'yi dünyanın büyük devletleriyle göz hizasında konuşturacak, hatta İngiltere, Fransa ve Almanya'yı büyük devlet olarak görmeyen bir lider olması, Türk dünyasını güçlü bağlarla bir araya getirmesi, Osmanlı coğrafyasının geleceğine sahip çıkması; ne işgalci emperyalistlerin ne de onların yerli bekçilerinin hayal edebileceği bir durum değildi.

89