Batı medeniyeti yoktur, Batı emperyalizmi vardır

Batı emperyalizmi 2500 yılda ruhunu değiştirmedi, sadece yöntemlerini; peki Müslüman dünya bu çarktan çıkış için ne yapmalı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Batı bilim ve medeniyetinin tarihsel gelişimini sorgulamakta, antik Yunan'dan bugüne emperyalist mantığın değişmediğini iddia etmektedir. İsrail-İran çatışmasını bu emperyalist sistemin bir uzantısı olarak görmekte, Müslüman dünyaya emperyalizm bilincinin kazanılmasının zorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Ancak yazarın Batı medeniyetine atfettiği monolitik yapı ve niyeti, farklı dönem, coğrafya ve aktörlerin gerçekliklerini yeterince yansıtıyor mu?

Prof. Fuat Sezgin Türkiye'ye döndüğünde, Türkiye Bilimler Akademisinde verdiği bir konferansta bilimin yüzde 30'unu Eski Yunan'ın ürettiğini, bilimsel üretimin yüzde 60'ını Müslümanların gerçekleştirdiğini, Batı bilimi ortaya çıktığında ise yüzde 10'luk bilimsel keşiflerle öyle bir fırtına kopardıklarını ki çarşaf gibi bütün medeniyet birikiminin üstünü kapatarak kâinattaki bütün gelişmeleri kendilerine mal ettiklerini ifade etti.

Toplantıyı düzenleyenler arasında Prof. Erdal İnönü ve bugün birçok tartışmaya konu olan Prof. Celal Şengör de vardı. Rahmetli Fuat Sezgin, bu konferansta Almanya'da göreve başladığı gün karşı karşıya kaldığı bir aşağılanma karşısında nasıl inatla çalıştığını ve 50 yılını gece gündüz İslam bilim tarihine adadığını da anlattı.

Özünde aşağılamaya maruz kalan tek başına Fuat Sezgin değildi. Batı sömürge imparatorluğu, kendi dışında insanlığı aşağılayan, kendini kutsayan bir düzen kurdu ve bu düzeni sürekli farklılaştırarak bugüne kadar taşıdı.

Batı bilimi, bunun bir çıktısı olan teknoloji ve ideolojik üstünlük sayesinde güçlü ordular kurduktan sonra, 300 yıldır Afrika, Uzak Doğu, Latin Amerika ve Osmanlı topraklarında fiilen vahşi işgallerin, soykırımların, yıkımların, köle ticaretinin ve insan onurunun köleleştirildiği çağlara tanık olduk.

Kolonyalizmin tarihini okurken Afrika'da ve Uzak Doğu'daki yıkımları görmezden gelerek sanki Portekiz, İspanya, İngiltere ve daha sonra devreye girecek olan Kıta Avrupası'nın ticari rekabetini ve rekabet serüvenini okuyormuş gibi okuyoruz. Oysa Fransa'nın 200 yıl işgal altında tuttuğu Afrika ülkelerinde bugün su kuyusu dahi yok. Anadolu'nun küçük bütçeli dernekleri milenyum çağında Afrika'da kuyu açıyor.

Sömürge imparatorluğu, köklerini, Eski Yunan'a dayandırmayı sever. Bu konuda haklılık payları vardır. Bize şaşaalı felsefe etütleri ve filozoflarıyla tanıtılan Atina Şehir Devleti'nde, sitenin içindekiler ve dışındakiler olarak halk ikiye ayrılmıştır. Sitenin içindeki erkekler her türlü seçme-seçilme, kent yönetimine katılma ve sanat icra etme hakkına sahipken, sitenin dışındakiler yarı köle, yarı insan, yarı hayvan olarak addediliyordu.

Eski Roma'da "Romalılar" ve "barbarlar" ayrımı olarak devam eden bu gelenek, Batı emperyalizminin ruhunu oluşturmuştur. Hristiyanlık bu vahşi yaklaşıma herhangi bir hukuki ve ahlaki sınır koyamamıştır. Sadece sömürge ülkelerinde kilise, sömürgeyi meşrulaştıran ve köleliği sürdürülebilir hale gelmesine yardımcı olmuştur.

Sömürge imparatorluğu, kurmuş olduğu eğitim sistemini küreselleştirmiş ve alternatif bir eğitim sistemine fırsat vermemiştir. Kolej sistemiyle başlayan kültürel hegemonya, Batı değerlerine tapan, onlar için yaşayan, başka bir alternatifi küfür sayan bir anlayışla nesiller yetiştirmiştir.

Her ne kadar İsrail soykırımı ve Epstein rezaletinden sonra Batıcı elitler bir suskunluk dönemi yaşamış olsalar da bırakın Batı bilimine inanmayı, kendi günlük yaşamını en ahlaksız zeminde yaşayan beşinci sınıf kültür-sanat taifesi dahi kendilerini modernliğin bir tarafı olarak savunmaktadır.

Bugün dünyanın öbür ucundaki ABD ve İslam dünyasının içine yerleşmiş bir ur gibi duran İsrail bir savaş yürütüyor. Bu savaşın her iki cephesinde de ateş sadece Müslümanları yakıyor.