Hız çağında yaşıyoruz; göz açıp kapanana kadar yeni bir seçim gündemi tekrar gelip çattı. AK Parti enerjisini sokaktan alan bir partidir. 2020-2021 yıllarında altılı masa kurulmuş, pandemiden dolayı AK Parti sokakta değilken ve medya etkinliğini en yüksek düzeyde kullanan muhalefet, 2019 yerel seçimlerinde almış oldukları sonuçlara dayanarak oldukça yüksek bir özgüvene sahipti.
Muhalefet iktidarı devraldığını düşünüyordu; onlar için iktidar olmak sadece bir zaman meselesiydi. Bu sebepten dolayı katıldığımız televizyon programlarında bize en çok sorulan soru, erken seçimin ne zaman yapılacağıydı.
"AK Parti hükümetleri her zaman halktan aldığı yetkiyi son gününe kadar kullanmıştır." cevabım çok da hoş karşılanmazdı.
Hoş karşılanmayan bir durum daha vardı. Yirmiye yakın araştırma firması muhalefetin seçimi %50-55 ile kazandığını iddia edip bu bilgilerini ısrarla GENAR'a doğrulatmak istiyorlardı. Seçimi ikinci turda Sayın Cumhurbaşkanı'nın kazanacağını söylememiz tartışma programlarında gerilim oluşturuyordu. Hatta bizim İsviçre'de yaşadığımız, ülke gerçeklerinden haberdar olmadığımızla suçlanıyordum. O günlerin mottosu "millet aç" söylemiydi.
2021 yılında SETA yayını olanKriterdergisi ve Anadolu Ajansı Görüş köşesinde "AK Parti'nin İkinci Yirmi Yılı" makalesini yayınladım. Muhalefetin bu kadar baskın olduğu, bazı AK Partililerin gelecekten umudunu kestiği bir dönemde bu makale şok etkisi oluşturdu.
Aramızda kalsın; bazı siyasi aktörler bu makalenin fazlaca iyi niyet taşıdığını, kendime zarar verdiğimi söylemişti. Bir grup milletvekiliyle müzakere yaptıktan sonra aralarından biri "Arkadaşlar, seninle konuştuktan sonra yürüyüşleri değişti." demişti.
Makalede iktidarın ve muhalefetin analizi yapılmış; önümüzdeki yirmi yıl için AK Parti'nin siyaset üretme ve siyaset yapma kabiliyetinin muhalefetten daha fazla olduğu, muhalefet partilerinin handikapları ele alınmıştı.
Seçim dönemlerinde medya tartışma programlarına katılırdım. 2021'den genel seçim bitene kadar hem fikir düzeyinde hem de GENAR'ın sağlıklı sonuçlarını ekrana taşıyarak iddialı tutumumuzu sürdürdük. Seçim gecesi de muhalefet, 20 araştırma firması, CHP'nin akademisyenleri, gazetecileri ve siyasileri kaybetti.
Bir kişinin fikir sahibi olması önemlidir; fakat fikrin müzakere edilmesi daha önemlidir. Bilindiği gibi AK Parti siyasi ve entelektüel anlamda uçsuz bucaksız bir yelpazeye sahiptir.
Son günlerde GENAR Türkiye Raporu'nda gündem yaptığımız, AK Parti'nin devasa yatırımları ve dış politikadaki devrim niteliğindeki adımlarının neden oya yansımadığını; siyaset bilimi kökenli, pratikte siyasetin içinde olan bir arkadaşımla tartışırken çok önemli bir cümle kullandı:
"Seçmen var olan duruma değil; gelecek ve umuda oy verir."
Yazının başında dediğim gibi seçim koşar adım kapımızı çalar ve bu kadar zamanın nasıl geçtiğini anlayamayız.
İDEAL SİYASET NASIL ŞEKİLLENECEK
Türkiye siyasetinde Anavatan Partisi gerilerken arkadan gelen Refah Partisi topluma güven veriyordu. Bugün AK Parti'nin sorumluluğu sadece kendi politikalarıyla ilgili değil; aynı zamanda bu ülkenin muhalefet sorumluluğunu da taşımak gibi bir yükümlülüğü var.
Oturmuş demokrasilerde iktidar değişimi normaldir. Fakat CHP'nin her geçen gün kendini çürüten ve içerik kaybına uğrayan siyasetine bakılınca, Türkiye'yi İzmir gibi yönetmeye kalkan bir iktidar ancak ülkeyi felakete sürükler.
AK Parti'nin kuruluşu tek başına bir parti kuruluşu değil; aynı zamanda devletin ihmal edilmiş bütün sorunlarını çözmeye dönük köklü bir siyasal paradigma değişimiydi. AK Parti, 28 Şubat'ta örselenmiş, parçalanmış Türkiye siyasetini toplumun bütün kesimleriyle konuşarak topyekûn bir Türkiye devrimi planlaması yaptı ve bu büyük devrimin sonuçlarını aldı.

5