AK Parti enerjisini sokaktan alan bir partidir

Bugün AK Parti İl Başkanlığı'nda, Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş'ün de katılımıyla kapsamlı bir basın toplantısı gerçekleştirildi. Toplantı, bir yönüyle parti teşkilatlarının Türkiye genelinde yürüttüğü faaliyetlerin medya ile paylaşılmasını içerirken; diğer yönüyle gazetecilerin soruları üzerinden hem teşkilat yapısı hem de Türkiye siyaseti uzun uzadıya müzakere edildi.

İl Başkanı Abdullah Özdemir ve Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Büyükgümüş'ün bilgilendirme sunumlarının ardından söz, medya mensuplarına bırakıldı. Soruların önemli bir kısmı Türkiye'nin terörle mücadelesi, "terörsüz Türkiye" perspektifi ve önümüzdeki dönemde devletin alacağı jeopolitik ve güvenlik pozisyonları üzerine yoğunlaştı.

Bununla birlikte toplantının bir diğer başlığı, doğrudan sokağın gündemiydi: Emekliler, dar gelirliler ve son dönemde kamuoyunda daha görünür hâle gelen küçük esnafın ekonomik şartları gazeteciler tarafından dile getirilen temel meseleler arasındaydı.

Siyaseti yaklaşık 30 yıldır veri düzeyinde takip eden bir yönetici olarak söz aldığımda ben de müzakereyi şu çerçeveye taşımayı tercih ettim:

AK Parti, enerjisini sokaktan alan bir partidir.

2002'den başlayarak vesayet ve darbe süreçlerine kadar uzanan dönemde olağanüstü işlevsel bir siyasal iletişim sistemi kurulmuştu. Sokaktaki en küçük talep dahi Ankara'ya ulaşır; Başbakan nezdinde değerlendirilir ve çözüm olarak yeniden vatandaşa dönerdi. Kanaatimce dünyada 360 derece işleyen, geri bildirim mekanizmasını bu kadar etkin kullanan başka bir siyasal iktidar örneği oldukça sınırlıdır.

Özellikle vatandaşın zihnindeki eleştirilerin ve taleplerin grup toplantılarında gündeme gelmesi, toplumda şu hissi doğuruyordu:

"Galiba bu insanlar kalbimizi okuyor; aklımızdan geçenleri çözüme kavuşturuyor."

Dahası, AK Parti'ye oy vermeyen kesimlerden sıkça duyulan bir ifade vardı:

"Ben AK Partili değilim fakat yaptıkları işleri takdir ediyorum."

Bu takdir duygusunun iki ana ayağı bulunuyordu.

Birincisi; daha çok sol sosyalist ve liberal çevrelerin de destek verdiği demokratikleşme hamleleri.

İkincisi ise kalkınmacı siyaset anlayışıyla hayata geçirilen dev altyapı ve yatırım projeleriydi.

Bu iki başlıkta oluşan toplumsal takdir, partinin yüzde 34'lük oy oranından yüzde 50 bandına uzanan siyasal yolculuğunun da temel dinamiklerini oluşturuyordu.

Bugün toplantıda yönelttiğim soru tam da bu tarihsel tecrübenin bugüne yansımasıyla ilgiliydi:

AK Parti, 2002-2015 arasında kurduğu 360 derecelik vatandaş iletişimi ve geri dönüş mekanizmasını bugün de aynı etkinlikte işletebiliyor mu

Kuşkusuz savunma sanayiinden uluslararası projelere kadar birçok alanda devrim niteliğinde adımlar atılmış durumda. Ekonomide de makro dengeler açısından bir toparlanma ve otokontrol sürecine girildiği kanaatindeyim. Ancak bu toparlanmanın dar gelirlilere, emeklilere ve küçük esnafa nasıl yansıyacağı sorusu kritik önem taşıyor.

Ahmet Büyükgümüş de verdiği cevapta, makro ekonomik göstergelerde iyileşme olduğunu, bu iyileşmenin yıl sonuna doğru kademeli biçimde toplumsal kesimlere yansıyacağını ifade etti. Bu değerlendirmeye büyük ölçüde katıldığını belirtti.

Öte yandan Büyükgümüş, büyük kalkınma hamlelerinin yaşandığı dönemlerde toplumun değişimi içeriden yaşadığı için fark etmekte zorlanabileceğini; bunun dönemsel bir algı meselesi olduğunu da vurguladı.