AK Parti devrimleri karşı devrimle yok edilebilir mi

Bu soruyu zaman zaman farklı başlıklar altında sormaya çalışmıştım. Gündeme aldığım yazılardan biri, ülkemizde akademinin AK Parti devrim sürecinin bir parçası olmadığı yönündeydi. Bu yazıda, bu riskli durumu daha derinlemesine ele alalım.

Normal şartlarda insanlar her zaman gelişmeyi, kalkınmayı ve ilerlemeyi takip eder. Hiç kimse, var olan durumdan daha kötüsünü istemez. İradesi kendisine ait olan hiçbir fert, topluluk ya da devlet, bilerek geri kalmışlığı tercih etmez.

İbn Haldun, yarının bugünden daha iyi olacağına inanır. Ben de İbn Haldun ekolündenim; zihinsel yapım hep geleceğe dönüktür. Fakat bugün durum analizi yapamayanlar, gelecek için doğru fikir oluşturamaz.

Fransa'da yaşayan bir akademisyen arkadaşımızla sağlık üzerine konuşurken ilginç bir saptamada bulundu: Türkiye'de devrim yavaş yavaş yapıldığı için çok anlaşılmadı.

Bir siyasi partinin çeyrek asra yakın bir süredir iktidarda olması alışılmış bir durum değildir. AK Parti çeyrek asırdır iktidar olma iddiasını sürdürebiliyorsa, Anadolu insanı AK Parti devrimlerini anlamış demektir. Sorun Anadolu insanında değil. Her seçim bittiğinde bir araştırma firması temsilcisi olarak seçim sonuçlarını entelektüel anlamda yorumladığımızda, iki yüzyıldır gadre uğrayarak, kayıplar yaşayarak, işgale uğrayarak yaşamış bu milletin, elde ettiği kıymetin ve ortaya çıkan devrimlerin farkında olduğunu görüyoruz. Farkında olmayanlar ise başkaları.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin yok edici, zehirli diline rağmen AK Parti devrimlerinin başarısını dört ile çarpabiliriz. Çünkü Muharrem İnce ve Meral Akşener'e birkaç ay içinde yaşatılan travmalara karşı Sayın Erdoğan, çeyrek asırdır direniyor. Dolayısıyla AK Parti'nin siyasal başarısı, bu zehirli dile direnebilmiş olması nedeniyle daha anlamlıdır.

Makbul olan ve itibarlı Makbul olmayan ve itibarsız İki yüzyıldır Batı emperyalizmi yeryüzünde makbul olanı ve olmayanı tanımladı. Hangi ülkede kimlerin makbul, kimlerin gayri makbul olacağını sinsi bir şekilde planladı ve uygulamaya koydu.

Bu ülkede Batılı olan, Batı'dan yana olan, emperyalizmin köleliğini kabul edenler; nitelikleri ne kadar vasat olursa olsun, devlet eliyle, medya ve mason vb. teşkilat-organizasyonları, sinema ve sanat çevreleri aracılığıyla büyülü bir atmosferde parlatıldılar. İthal ikamesi ekonomi, devlet destekli ekonomik hegemonya ve vesayet bürokrasisi sayesinde kolektif bir şuurla üstünlük ideolojisinin bir parçası oldular. Bugün bu hegemonya hâlâ devam ediyor.

Kendi tarihine, kendi dinine, Anadolu kültürüne sahip çıkanlar gayri makbul olarak tanımlandı ve emper-yalizmin bütün kıtalarda uyguladığı aşağıla-madan nasibimizi aldık. Türk milletinin tarihi arkaiktir, İslam dini geri kalmışlığı temsil eder, Türk kültürünün hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur ve bu değerleri temsil edenler değersizdir denildi.

Türkiye'de yaşayan her Anadolu evladı bu süreçleri günbegün yaşadığı için uzun uzun tanımlamaya hacet yoktur.

Vizyonlu siyasetçiler ve Anadolu insanının yenilmez inadı sayesinde bu millet, bütün kuşatmaları yararak geri kalmışlığın ve yenilmişliğin kader olmadığına inandı. Refah Partisi ve AK Parti deneyimleriyle birlikte sadece iktidar olunmadı, ardı ardına yapılan devrimlerle ülkenin kaderi değişti. Dış güçler ve FETÖ'nün başlattığı, CHP'nin devam ettirdiği karalama, aşağılama, ötekileştirme sürekli puslu bir hava oluşturuyor, milleti bu konuda tereddüde düşürüyorlar.