AK Parti, 2002 yılında ilk seçimlerde 34,5 oy almış ve iktidar olmayı başarmıştır. Kurduğu olağanüstü teşkilat yapısı ve halkın ihtiyaç duyduğu konularda yaptığı iyileştirmeler, hizmet ve yatırımlarla zaman içinde toplumun güvenini kazanarak oy oranını 50'ye çıkarmış ve dünyada sayılı "hâkim parti" örneklerinden biri olmuştur.
Peki, AK Parti'yi başarıdan başarıya koşturan sebepler nelerdir Ortaya çıkan bu başarının binlerce nedeni vardır; hiçbir başarı tek bir sebeple açıklanamaz. Ancak tüm bu nedenlere ilham veren bir gerçeklik olduğunu da kabul etmek gerekir.
AK Parti, en küçük beldeden genel merkeze kadar güçlü bir teşkilat kurmuş ve bugünkü modern tabirle bu teşkilat birbiriyle "konuşuyordu." En ücra köşedeki bir talep, genel merkeze ulaşıyor; siyaset kurumu aracılığıyla hizmet ve yatırıma dönüşüyordu. Ya da devletin tıkanmış kanallarında çözüm üretiliyor, vatandaş talepleri yüksek bir duyarlılıkla karşılanıyordu.
Anadolu'nun herhangi bir köşesinde ya da İstanbul'un entelektüel çevrelerinde gündeme gelen bir mesele, salı günü grup toplantısında Sayın Başbakan tarafından dile getiriliyordu. Kahvede oturan vatandaşlar, "Başbakan bizim kalbimizi okuyor" diyordu. Kanımca, dünyada hiçbir siyasi parti bu mekanizmayı bu kadar mükemmel bir şekilde kuramamıştır.
AK Parti Genel Merkez binası yapıldığında, binaya ilk girdiğimde "Bu bina konfor için değil, çalışkanlık üzerine planlanmış" demiştim.
Siyasal müzakerelerde sıkça dile getirdiğim bir örnek vardır: İbn Arabi, devletin işleyişini anlatırken "Başkent kalbe benzer. Kalp, kanı pompalayacak; kan, kılcal damarlara kadar gidip geri gelecek. Kan merkezde toplanırsa, önce kendini, sonra bedeni çürütür" der. Bu, bir yönüyle Sayın Erdoğan'ın kuruluş günlerinde "taban demokrasisi" dediği şeydir.
AK Parti kurulurken Refah Partisi kadrosu ana omurgayı temsil ediyordu. Ancak Türk sağı, milliyetçi muhafazakârlar, sosyalistler, toplumun bütün kesimleri kendilerini AK Parti ile özdeşleştirme konusunda bir beis görmüyordu. Bu sebepten dolayı, kurulduğu günden bugüne kadar toplumun 70'i en az bir kez AK Parti'ye oy vermiştir.
AK Parti'nin yaptığı yatırım, hizmet ve demokratik devrimler, Türkiye'ye çağ atlatmıştır. 2010'lu yıllarda, dünyada en çok büyüyen ülkeler Türkiye ve Çin'di.
Ne zaman ki Türkiye ile ABD çıkarları çatışmaya başladı. Bu durum AK Parti ile kurulu düzenin savunucuları arasında kopmalara yol açtı. Bu büyük bir yol ayrımıdır.
Batı, bir düzen kurmuş ve tüm insanlığa şu mesajı vermiştir: "Var olmak istiyorsanız bu çerçevenin dışına çıkmaya-caksınız." Bu telkin, misyonerlik ve kolej sisteminden başlayıp askeri tehditlere kadar uzanan bir süreçtir.
ABD ile Türkiye arasındaki çıkar çatışması, büyük ölçüde Suriye iç savaşında belirginleşmiştir. İsrail ile "one minute" çıkışı bu sürecin bir işareti gibiydi.
Bu çatışma, herkesin gözü önünde gerçekleşti. Ancak bu sürece herkes farklı anlamlar yükledi. Benim kanaatim, bu sürecin "ikinci Erdoğan devrimi" olduğudur. Bu, bir ülke için hayati öneme sahip tam bağımsızlık mücadelesidir. Son on yılda yürütülen bu zorlu mücadele, bir "istiklali tam" savaşıdır.
Gezi kalkışması, küresel bir planla FETÖ'nün öncülüğünde gerçekleşti. Ancak bizim solcularımız bu süreçte figüranlık yaptı. Bu olay, Türkiye'de "yetmez ama evet" diyen sol ve sosyalist kesimler ile AK Parti'nin bağını kopardı.

97