Bir partinin yelpazesinin genişliği, temsil ettiği siyaset ve liderin vizyonu ile doğru orantılıdır. Bu cümleyi nasıl test edebiliriz Bilindiği üzere, ülkemizde yüz civarında parti var ve her gün bir yenisi kuruluyor. Yeni bir parti kurulduğunda, parti etrafında bir sosyoloji teşekkül eder. Ancak, çoğu parti, bu küçük sosyoloji çemberinin içerisine takılıp kalıyor. Yeni kurulan partilerin kurucuları ile sosyolojik çeperin genişliğini analiz eden bir tablo yapılsa, ilginç bir gözlem raporu ortaya çıkabilir.
AK Parti'nin kuruluş yılında Türkiye'de siyaset ve siyasi kavramlara yönelik bir araştırma yapmıştık. Tüm partilerin oy potansiyelini sorduğumuzda, "AK Parti'ye oy verebilirim" diyenlerin oranı 34,5 çıkmıştı. AK Parti, ilk seçimde bu oranın tamamını hanesine yazdırmayı başardı. Bu veri şunu gösteriyor: Potansiyel sınırını sonuna kadar kullanan bir parti, tüm adımları doğru atmış; rakipleri ise hatalar yaparak kötü sonuçlar almış.
Zaman içerisinde AK Parti, "oy verebilirim" potansiyelini 55'e, aldığı oy oranını ise 50'ye kadar çıkardı. Bu oran, adeta bir barometre gibi, ülkenin içinde bulunduğu toplumsal ihtiyaçlar, küresel ilişkiler gibi birçok faktöre bağlı olarak değişiyor. Bugün, AK Parti'nin potansiyeli 40 civarındadır. Ancak, parti oylarının tekrar 40'ların üzerine çıkabilmesi için bu potansiyelin 45-50 seviyelerine ulaşması gerekiyor.
Bir partiyi çeyrek asır iktidarda tutmak ve 23 yıl sonra hâlâ birinci parti olma potansiyelini muhafaza etmek kolay bir başarı değildir. Bu durum, Sayın Erdoğan'ın vizyonu, liderliği ve başarısıyla doğrudan ilişkilidir. Ortaya çıkan bir başarının arkasında binlerce olumlu icraat ve fikrin etkisi vardır.
AK Parti hükümetleri, büyük mücadeleler vererek bugüne geldi. Yalnızca vesayet rejimini alt etmekle kalmadı, aynı zamanda küresel vesayetle de mücadele etti. Tam da Sayın Erdoğan'ın devriminin küresel etkilerinin anlaşılmaya başladığı bir dönemde, AK Parti'nin, Türkiye Yüzyılı'na uygun bir şekilde yelpazeyi yeniden 50 seviyesine göre modellemesi gerekmektedir. Çünkü üst sınır 50 olduğunda, oy oranı 40'ın üzerine çıkabilir.
AK Parti, kuruluşundan kısa bir süre sonra toplum yelpazesinin her kesiminden ilgi gördü. Partiye oy vermeyen seçmenler dahi, "Oy vermedim ama helal olsun" şeklinde takdir ifadeleri kullanıyordu. Ancak, Türkiye'nin çıkarlarının ABD ve Batı çıkarlarıyla çatışmaya başlamasıyla birlikte büyük bir mücadele dönemi başladı. Küresel medya, etki ajanları ve çeşitli terör örgütleri önce Erdoğan'ı, ardından partiyi hedef aldı.
Vesayet rejimi, terör örgütleri ve onların sahipleriyle verilen mücadelede sosyolojinin bazı kesimlerinde kayıplar yaşandı. Gelecek ve DEVA partileri bu dönemde kuruldu. SETA Vakfı'nınKriterdergisine yazdığım bir değerlendirme yazısında, AK Parti tabanını oluşturan sosyolojiye ve eleştirilere değinmiştim..
DEVA Partisi'nin kurulduğu dönemde, AK Parti'ye oy vermiş 7'lik bir seçmen kitlesi bu partiye ilgi gösterdi. Ancak bu partilerin CHP şemsiyesi altına sığınması, bu potansiyeli sıfırladı. Türk halkı, AK Parti'yi eleştirip işlerini ona yaptırmayı seviyor. Ancak rasyonel AK Parti seçmeni, oyunu CHP'ye verecek bir duruma geldiğinde, bazı konularda ne kadar bunaldığını gösterir.

162