80'li yıllarda nüfus planlaması ve doğum kontrolünün amacı neydi

Birinci Dünya Savaşı'nda büyük nüfus kayıpları yaşayan ülkemiz, 1970'li yıllara kadar nüfus artışını teşvik etmiştir. Hiç unutmuyorum, ilkokul ikinci sınıfta okulumuza müfettişler gelmişti. "Zenginliklerin kaynağı nedir" diye bir soru sormuşlardı. Verilen cevaplar arasında nüfus çıkmayınca "Evladım, zenginliğin birinci kaynağı insandır. Bir ülkenin ihtiyacı olan yeteri kadar nüfustur" demişlerdi.

1980'li yıllara gelindiğinde kalabalık nüfus devlet için yük olarak tanımlanmaya başladı. Çoğu zaman bu girişimin arkasında uluslararası güçlerin dünya nüfusunu azaltma politikalarının olduğu söylendi. Dün komplo teorisi gibi duran olaylar bugün çıplak gerçeklik olarak önümüze geliyor.

1980'li yıllardaki mantık şuydu: Çok çocuk, hane gelirinin bölünmesi, eğitim ve sağlık harcamalarının artması ve işsizlik baskısı gibi başlıklar altında ele alındı. Daha az ve daha "kaliteli" nüfus yapısı oluşturmak hedeflendi.

1980'ler dünya genelinde "nüfus patlaması korkusunun" zirve yaptığı dönemdi. Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler, Nüfus Fonu gibi kurumlar gelişmekte olan ülkelere "Kalkınmanın önündeki en büyük engel hızlı nüfus artışıdır" anlayışını yayıyordu. Bu bağlamda birtakım planlamamlar yapıldı.

1- Finansal destek, nüfus planlaması programları

2- Sağlık projeleri, doğurganlık düşürme hedefi

3- Teknik yardım, veri toplama ve demografik analiz

Dolayısıyla bu politikalar yerli olmaktan uzak küresel politikaların izdüşümüydü. Nitekim 1980'ler Türkiye'sinde devlet, toplumu dönüştürme işine soyunarak amansız bir kampanya başlattı ve aile yapısına müdahale etti. Buna göre kimin kaç çocuk yapacağına dair yönlendirmede bulundu. Kadın bedenine yönelik birtakım düzenlemeler yaptı: Kürtaj meselesi ve doğum kontrolü vs.

Daha sonra çocuk sahibi olunurken kadının karar süreçlerindeki artan etkisi, kültürel anlamda annelik duygusunun; kadının çalışma hayatına katılmasıyla baskılama çalışmaları. Bir ailede 4-5 çocuk yerine ideal olarak iki çocuklu aile modeli benimsendi.

Daha sonra kentleşme süreçleri ve küreselleşmenin etkisiyle devletin kampanya yapmasına gerek kalmadan Türkiye'de nüfus azalmaya başladı. Bugün birçok Avrupa ülkesine göre nüfus artışında daha gerideyiz.

Geçtiğimiz on yılda Sayın Cumhurbaşkanı'nın her bir önerisine adeta yeminli düşman gibi davranan, kültürel iktidar baskısını kullanarak karşı eleştiriler getiren tek parti zihniyeti, çocuk ve aile konularında da benzer tavırlar sergiledi. Cumhurbaşkanı'nın "her ailede üç çocuk olmalı" şeklindeki yüksek vizyonuna "Kaç çocuk yapacağımıza da mı karışacaksınız" şeklinde çıkışlar yapıldı.

Bugüne geldik ve sorun kapımıza dayandı. Bu sorunu birçok Avrupa ülkesinden daha yoğun hissediyoruz. Birçok Avrupa ülkesi sistemli göç politikaları ile bu sorunu aşma arayışındayken, bizdeki bazı kesimler bu konuyu da istismar etmektedir.