Yaşanacaklara dair olası senaryolar

Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek "Alo Adalet" hattı kuracaklarını açıkladı.

Ayrıca şu notu ekledi "Adalet ihtiyacı olan kim varsa, haktan, hukuktan yana bir mağduriyeti olan hangi vatandaşımız varsa benim kapım herkese açık."

Kamuoyuna karşı konuşulanlar ile bir de uygulamalara bakalım:

1- Hak-hukuk arayışında AİHM ve AYM gibi yüksek mahkeme kararları olan, yani en üst mahkemelerce suçsuzlukları belgelenenler ne olacak Onlar adalet arayışı için kime gidecek

2- Alo Adalet hattı kurulurken aynı anda hapishanelerde tutuklu bulunan siyasi mahkumların avukat görüşmeleri ve diğer görüşmelerinin kısıtlanacağı açıklandı. Tutuklulara görüşme hattı kısıtlanırken Alo Adalet hattı ile ne konuşulacak

Bu cümleleri şu nedenle dile getirdim: Önümüzdeki dönemde piyasalar konuşmalara ve konuşmaların temelindeki samimiyete bakarak yön arayacaktır.

Yaşanacak muhtemel senaryoları altı boş cümleler ile piyasalara yutturabilir miyiz

hhh

Yeni Adalet Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yolları kesişmişti ama şimdi daha çok kesişecek ve de çatışacaktır.

Bir önceki yazımda iki grafik vermiştim: TL çok değerlendi ve devalüasyon ihtiyacı arttı. Ama bu dönemde bir başka büyük tehlike olarak reel kredi faizleri aşırı yüksek seviyelerde seyrediyor.

Piyasanın bu yükü kaldırması imkansız.

Peki, "Reel kredi faizleri neden yüksek" derseniz, ilk sebep siyasi risklerden geliyor:. Mesela; Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atandığında (2 Ekim 2024) reel kredi faizi %6,7 düzeyindeydi. Akın Gürlek, İBB dosyalarına başladığında reel kredi faizi %12,4'e kadar yükseldi. (Şubat 2025) Ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tutuklandığında reel kredi faizleri %20,8'e kadar çıktı.

Şu sıralarda ise (Ocak 2026) enflasyon 30,65'te. Merkez faizi 37,0'de ve kredi faizi de 50,56'da. Yani reel kredi faizi tam olarak %15,2 düzeyinde.

Ekim 2024'te yüzde 48,38 olan enflasyon şimdi 30,65'e düştü ama aynı dönemde kredi faizleri 59,81'den sadece 50,56'ya inebildi. Yani Mehmet Şimşek'in programında zinciri koparan gelişmeler ekonomi kaynaklı değildi, siyasiydi.

İBB operasyonları başladığından bugüne enflasyon 17,94 puan düşerken kredi faizleri 9,26 puanlık düşüşte kaldı.

Bu arada şunu unutmayalım… İBB operasyonları başlayıp ardından Ekrem İmamoğlu tutuklandığında Merkez Bankası faizleri 42,50'den 50,0'ye yükseltmek zorunda kalmıştı. Ve bu dönemde ülkemizden yaklaşık olarak 60 milyar dolar uçup gitmişti.

Ekonomi programındaki sapmanın ana kaynağının ekonomi olmadığını, siyasi olduğunu umarım anlamışsınızdır.

Peki, iktidar kanadından gelen sesler ne diyor

Önce Şamil Tayyar yazdı: "Mevcut ekonomi yönetiminin üçüncü yılındayız. Bahane üretme evresini geride bıraktığımızı düşünüyorum. Bu saatten sonra her bahane kabak tadı veriyor artık."

Bence Şamil Tayyar haklı. Mehmet Şimşek olsun, Merkez Bankası olsun ve de sanayi ve ticaret odaları olsun, tüm ekonomi kesiminin hep bir ağızdan ekonomi programının neden istenen başarıya ulaşamadığını konuşması gerekiyor.

Bu sorunun don olmadığını, kuraklık olmadığını, sel olmadığını ve şimdi de altın etkisi olmadığını herkes biliyor. (Elbette bu etkiler de var ama ana etken bunlar değil)

Mehmet Şimşek göreve geldiğinde tüketim odaklı büyümenin sürdürülebilir olmadığını ve önlemler alınacağını açıklamıştı. Bakalım 2025 yılına: 1-Otomobil satışları rekor kırdı; 2- Konut satışları rekor kırdı. Yani zenginlerin tüketimi rekor üstüne rekor kırıyor. İyi ama Mehmet Şimşek'e dile getirdiği zengin vergilerini kim koydurtmadı

Tekrar edelim, hangi güç "Zenginime dokundurtmam" dedi ve programın ana omurgasını uygulatmadı (Cevabı herkes biliyor)

Şamil Tayyar'dan sonra Sabah Gazetesi'nden Okan Müderrisoğlu şu cümleleri yazdı: