Önce bir tespit ile konuya başlayalım:
Bir ülkede; "Oy oranı ile eğitim oranı" ters ise o ülkede laf anlatmak inanılmaz zordur.
Gelelim konuya...
2 Mayıs günü Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete'de yayımlandı. Adına "Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi" denildi.
Bu genelge ile "Nüfus Politikaları Kurulu" kuruldu. Kurul'da Diyanet İşleri Başkanı da yer alıyor. Kurul'un Başkanlığını ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapacak.
6 ayda bir toplanacak.
Başkan gerekli görürse 'Cumhurbaşkanı'nın bilgisi ve onayı' olmadan daha sık toplanabilecekler. Biliyorsunuz ki mevcut sistemde Cumhurbaşkanı'nın bilgisi ve onayı olmadan kimse bir adım atamaz. Yangınlara bile sayın Cumhurbaşkanımızın bilgisi ve onayı ile müdahale edilmektedir.
Kurul ne yapacakmış
1- Karı-koca arasında koordinasyonu sağlayacak.
2- Nüfus artışı için gerekli iş birliğini sağlayacak, eylem planı ve bütüncül bir yaklaşım oluşturacak.
3-Nüfus artışı için çalışmaları izleyecek ve gerekli etki analizlerini yapacak.
4-Farklı etkili yapılar-kurumlar varsa, onlar arasında çalışma usullerini belirleyecek.
Tespitlerimizi aktaralım:
Türkiye, AK Parti iktidara geldiğinde nüfus artışında sınıra gelmişti. Ülke nüfuslarının aynı seviyede kalması için doğurganlık oranının 2,1 olması gerekiyor. Nitekim 2002-2017 döneminde ülkemizde doğurganlık oranı 2,0-2,2 arasında gidip gelmiştir.
Ekonomi iyi olup geleceğe güven artınca 2,19'lara kadar yükselmiş ama kriz dönemlerinde 2,05'e kadar da düşmüştür.
Grafikte gördüğünüz gibi doğurganlık oranı YATAY sayılabilecek bir seyir izlerken doğum sayısı ekonomi ve beklentiler iyileşince artmıştır. Mesela 2001 krizi sonrası doğum sayısı 1 milyon 198 bin 927'ye kadar gerilemiş ama sonra 1 milyon 295 bin 511'e kadar çıkmıştır. Hatta rekor doğum sayısı, 2014 yılında ulaşılan 1 milyon 351 bindir.
Uzun vadede kademeli bir doğum sayısı düşüşü içerisinde ilerlerken 2017 sonrası adeta ŞOK bir düşüş içerisine girdik.
Doğurganlık oranının genel kademeli düşüşü, ekonomik ve sosyal gelişmelere bağlı seyrederken sonrasındaki ŞOK düşüş, karamsarlık ve kötü ekonomik şartlar içerisinde seyretmiştir.
Mesela, 2004-2005-2006-2007-2008 yıllarında doğum sayısı her yıl artmıştır. Mesela, 2012-2013-2014 yılları içerisinde de doğum sayısı her yıl artmıştır.
Hatta 2001 krizi sonrası 2003 yılından 2019'a kadar da doğum sayısı en alta düşmemiştir.
Demek ki neymiş: Ekonomi ve beklentiler iyi olunca doğum artabiliyormuş.
2018 yılında Avrupa ülkeleri içinde ilk sırada yer alan Türkiye, şimdilerde AB ortalamasının bile altına geriliyor.
2025 yılı doğum verileri, 21 Mayıs Perşembe günü TÜİK tarafından açıklanacak.
Benim öncü verilerden yola çıkarak yaptığım hesaba göre; doğum sayısı 900 binin altına düşecek ve yaklaşık 863 bin civarında gelecek. Doğum oranı da 1,40'ın altına düşerek 1,36 civarında oluşacak.
Acaba neden
Mesela; okuyup okuyup motokuryelik yapmak zorunda olmamak için olabilir mi Ya da kasiyerlik için okumak zorunda olmak...

28