Demokrasilerde "Taban İstilası"

Sebep-sonuç ilişkisini kurabilmek önemlidir.

Mesela silahı ateşleyen kişiyi değil de ateşlenen silahı suçlu görmek, müthiş bir manyaklık olsa gerek.

Sebep-sonuç ilişkisi demokrasiler açısından da hayati önemdedir.

Bugün İran istilası nasıl başladı; biraz irdeleyelim.

Ortada iki deli var. Trump ve Netanyahu… Hatta Netanyahu'nun fino köpeği haline gelmiş bir pedofili Trump.

Her ikisi de otokrat lider.

Her ikisi de taban sınıf lideri.

Dünya yansa umurlarında değil. Çoluk çocuk ne varsa çok rahat öldürebiliyorlar. Görüntüde doğasever ama gerçekte kansever iki lider.

Dünya bu tür liderliklerle neden ve ne zaman danışmaya başladı Neden toplumlar otokratik taban sınıf liderlerine yöneldi

Geçmiş yıllarda defalarca işlediğim bir mesele. O nedenle hiç yabancı olmadığım durumları yaşıyoruz.
1929 Büyük Buhran sonrası dünyada demokrasiler vasıtasıyla diktatörler seçildi.

Mussolini seçildi.

Hitler seçildi.

Franco seçildi.

Hatta Salazar bile seçildi diyebiliriz.

Ama hepsi yetkiyi aldıktan sonra değişti; demokrat görüntülerinin altından birer canavar çıktı.

Salazar (Portekiz), en uzun olmak üzere Franco (İspanya), 70'li yıllara kadar liderliklerini sürdürdü.

Mussolini ve Hitler ise yakıp yıktı.

Şimdi diktatörler değil otokratlar seçiliyor. Netanyahu (İsrail), Orban (Macaristan), Milei (Arjantin) hâlâ iktidardaki en güçlü üç otokrat. Yakın zamanda Bolsonaro (Brezilya) vardı ve zor da olsa gönderildi.

Otokratlığın zirvesini ABD seçti. Trump gibi bir zırdeli pedofili manyağını seçtiler. Geldiğinde barışçı görünürken zaman ilerledikçe perdenin arkasının tam tersi olduğunu herkes gördü. İran'da 165 kız çocuğunun bombalanarak öldürülmesi bile hiç umurunda olmadı.

Kan dökmek doğal karakteri.

Lakin hâlâ kendisini çiçeksever bir barışçı olarak sunabiliyor. Hâlâ ülkesinde en dindar lider görünebiliyor.

Destekçileri açısından sebep-sonuç ilişkisinin hiç önemi yok. Dün söylediğinin tam tersini söyleyip yapabiliyor. Tabanı da tavanı da çok rahat, fırıldak gibi dönebiliyor.