BYD neden kaçtı ve Pınar Türker ne anlattı

Çinli otomotiv firması BYD Türkiye'de otomobil fabrikası kuracaktı. Yatırım tutarı 1 milyar dolar olan ve 5 bin kişinin çalışacağı bir fabrika olacaktı.

AK Parti iktidarında hiçbir otomotiv firması Türkiye'ye gelip yeni yatırımda bulunmadı. Hatta Honda bile çekip gitti.

O nedenle BYD önemliydi. Hatta bir başka Çinli firma Çhery'de Samsun'da fabrika kuracaktı.

BYD'ye vergi kıyağı çektik. Araç başına 8-11 bin dolar vergi indirimi getirdik. Firma 100 bin araç sattığında 1 milyar dolarlık yatırım maliyetini zaten vergiyle çıkarmış olacaktı.

Ama gelmediler.

Macaristan daha iyiymiş... Oraya çekip gittiler.

Diyorlar ki, Macaristan AB'ye uyumluymuş. BYD orada fabrika kurunca Avrupa piyasasına daha avantajlı mal satabilirmiş.

İyi güzel... de

Aylardır bizim Ticaret Bakanı Ömer Bolat'a sesleniyorum: "Türkiye'de market etiketlerinin peşinde koşacağınıza şöyle bir Avrupa ülkelerine gidinde "Gümrük Birliği Anlaşmasını" yenileyin.

Gerçi sayın Bakan nasıl gitsin Avrupa kapılarına... O kapılarda bize "ülkenizde hukuk var mı, demokrasi var mı" diye soruyorlar. "Mülkiyet güvencemizi" soruyor ve sorguluyorlar.

Bütün bunların cevabı konusunda bir hatırlatma daha yapayım. Aylardır şu ayrıntıya dikkat çekiyorum: Türkiye politikalarını AB eksenli değil neredeyse tek kanaldan ABD eksenli yürütüyor. Bunun ekonomik yansımaları olacağını sık sık hatırlatıyordum.

Nitekim başımıza geldi.

Gelelim mülkiyet güvencesine.

Çin'de demokrasi yok ama mülkiyet güvencesi bizden üstün. Bu çok çok önemli.

Mülkiyet güvencesine son örneği Silivri'de süren İBB davasında dinledik. Medya A.Ş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker yaşadıklarını şöyle anlattı: BirGün Gazetesi'nden Silivri takibi yapan Kayhan Ayhan'ın yazısı ile:

"Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi" dedi. Evet. "Velayetleri de sende" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.

Şu diyalog gerçek mi Henüz bir tane yalanlama gelmedi. Lakin malvarlıklarının dondurulması, el konulması meselesi ayyuka çıktı.