"Sen sağ bek, ben sol bek"
Dijital çağın değersizleştirdiği ahlak, teröristlerin karşısında espri yapanlara acaba cezaevinden çıkış planları yapan siyasilerin ise neden soru sormuyoruz?
Yazar, teröriste karşı koşan polisleri filme alıp espri yapanları eleştirerek dijital erosyonun ahlakı nasıl çürüttüğünü anlatıyor; ancak bu eleştiriyi, ara seçim numararası yapıp hukuka aykırı çıkar sağladığı iddia edilen siyasilere karşı ortaya koymakla, gerçekten hangi taraf için vicdanın sessiz kaldığı sorusuna cevap bulmakta zorlanıyor değil mi?
Dijital erozyon beraberinde bir çürüme de getirdi. İstanbul Levent'te 3 teröristin sızma girişimini önlemeye çalışan polisler mermilerin üstüne koşarken plaza kültürüyle yetişmiş, dijital erozyonla gevşemiş bazı kişiler de o anları kaydedip, kendince espri yapıyor. Yanındaki kadınları güldürmeye çalışıyordu. O üstüne espri yaptığı insanlar mermilerin üstüne koşarak gitmese teröristler içeri sızma yapıp, kendisiyle beraber kıkırdayanları da rehin alsaydı acaba bu kadar komik bulur muydu yaşananları! Sözü çok uzatmaya gerek yok aslında, anne-babasına tokat atan çocuk videoları, yaşlılarıyla dalga geçenleri, nobranlığı, saygısızlığı normalleştirenlerin, eşini küçümseyen, öteleyen, bunu da kahkahalarla yapanların dönemindeyiz... Bu yüzden video beni çok da şaşırtmadı aslında... Elbette sayıları az. Ekran başında hepimizin yüreği o an o kahramanlarla birlikte çarptı... Zira bizi terörle hizaya çekmeye çalışan güçlere karşı yerli ve milli evlatlarımız, güvenlik güçlerimiz tek güvencemiz. Allah ayaklarına taş değdirmesin... O videoyu paylaşanlar hakkında soruşturma başlatıldı. Ben insani duruşun, hassasiyetin, merhametin, ahlakın yasayla, yargı eliyle tahkimatının kolay olmadığını biliyorum. Ama belki uygun bir kamu hizmeti bu insanların da aklını başına getirmesine vesile olur. Örneğin ben hakim olsaydım, şüphelilerin hepsine Edirnekapı Şehitliği'nde temizlik hizmeti görevi verirdim. En azından bir hafta o mezar taşlarının soğuk mermerlerini temizleyerek bu ülke için bedel ödeyenlerin yakınlarıyla empati yapmaları bir ihtimal mümkün olurdu...
MİLLİ SAVUNMA, MİLLİ RUHLA OLUR
Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, milli futbolcumuz Merih Demiral ile bir röportaj paylaştı. Açık söyleyeyim izlerken gururlandım.
Milli formayı taşımanın yükü, gururu ve sorumluluğunu anlatıyor.
Verdiği mücadeleyi vatan savunmasının bir parçası gibi görüyor.
Zaten röportaj da bu anlayışla yapılmış.
Klibin sonunda da TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN gibi milli savunmanın gözbebeği olan kurumlara atıf yapılıyor...
Röportajı izlerken aklıma Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ROKETSAN'da 3 milyar dolarlık yatırım, yeni üretim tesisleri ve 20 ayrı sistemin TSK'ya teslim töreninde yaptığı konuşma geldi... Çelik Kubbe'yi güçlendirmek için geceli gündüzlü çalışıyoruz. Burada en kritik mesele istikrarı korumak... Zira geçmişte de büyük işlere soyunmuş, başarmış ama türlü türlü oyunlara yenilmiş kahramanlarımız var. Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ, Şakir Zümre, Nuri Killigil'in hazin hikayelerini unutmamalıyız...
Cumhurbaşkanı Erdoğan da ROKETSAN'daki törende bunları hatırlattı...
Erdoğan konuşmasında, "Biz, 'İcap ederse sırtımdaki gömleğimi bile bu maksat uğruna satmaya hazırım' diyen rahmetli Nuri Demirağ'ın yolundan gittik. Biz, önüne çıkan sayısız engele rağmen 'Biz durumdan vazife çıkardık' diyerek ömrünü büyük ve güçlü Türkiye'ye vakfeden merhum Özdemir Bayraktar ağabeyimizin mirasına sahip çıktık" sözleriyle işte tam da ihtiyacımız olan ruhtan bahsediyordu.
Zira yaşadığımız coğrafyada yüreklerimizin toplu çarpması gerekiyor. Aksi durumda paramparça ediyorlar. Bakın İran'da yaşanan tüm sıkıntılara rağmen yürekler toplu çarpınca neler olduğunu gördük... Oysa Siyonizm'in planı İranlıların birbirine düşmesiydi...
Bu yüzden Erdoğan'ın yanında, arkasında durmaya devam etmek zorundayız.
Zira Erdoğan'ın yürüdüğü bu yolda milletinden başka güveneceği bir gücü yoktur.
İngiliz'e yalvaran, Amerikalının karşısında iki büklüm olan, Alman'dan medet uman zihniyetlerin "Türkiye Yüzyılı"nı inşa etmesi ne mümkündür...
Her zaman olduğu gibi takdir milletin elbette...
ARA SEÇİM NE İÇİN
Bunlar gerçekten küçük numaralar... Sizce Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu numaraları yer mi
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, çıkmış "Ara seçim de ara seçim" diye avazı çıktığı kadar bağırıyor...
DEM'in kapısını çalıyor, İYİ Parti'den destek arıyor...
Üst perdeden büyük harflerle Erdoğan'a yükleniyor...
"O ara seçim olacak arkadaşlar. Olmazsa Numan Bey ve iktidar partisi anayasanın emrettiği bir seçimden kaçmanın sorumluluğunu taşır" filan diyor.
Ben önce soruları sorayım, siz kafanızda tartıp kendi cevabınızı verin ben de sonra kendi fikrimi söyleyeceğim...
Öncelikle Özel ara seçimi neden istiyor
Zira ara seçimde seçilecek milletvekillerinin meclis aritmetiğine bir etkisi yok...
Hedef Erdoğan'a karşı küçük de olsa bir zafer kazanıp psikolojik üstünlüğü sağlamak mı
İyi de CHP'li şirketlerin anketlerinde bile AK Parti birinci sırada çıkıyor.
Yani Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olabilir mi
"Masada Ne Var" programında tam bu soruları sorduğumda Yusuf Alabarda işaret fişeğini çaktı... Sonra CHP'deki kriminal işleri, düşünce biçimini kafamda bir tartınca "Evraka" diye aklımda bir şimşek çaktı...
"Tabii ya olabilir" diye düşündüm...
Özetle durum şu... CHP'de ara seçim üstünden İmamoğlu'nu yargıdan kaçırma operasyonu planlanıyor olabilir. Zira İmamoğlu'nun YSK üyelerine hakaret davası istinafta onandı. Ancak Yargıtay'da henüz kesinleşmedi. Bu şekilde İmamoğlu'nu, İzmir'den aday gösterip milletvekili yapmak ve cezaevinden kurtarmak planlanıyor gibi bir izlenim oluştu bizde...

5