Kaç para olmalı

Tezgahlarda sıra sıra dizilmiş mandalinalar,

Üst üste yığılmış mısırlar

Brokoli, karnabahar, lahana, üzüm

Cuma günü Bağcılar Hüseyin Bakkal civarındaki kapalı semt pazarındaydım. Esnaftan tanıyanlar oldu. Biraz sohbet ettik...

Sonra alışveriş yaparken fiyat etiketlerini yakından gözlemleme fırsatımız oldu.

Şimdi ben fiyatları yazayım kararı siz verin

5 tane dolu taneli mısır 100 lira

Havuç 35 lira

Lahana 30 lira

Brokoli 70 lira

Listeyi uzatmak mümkün ancak 20 lira ile 80 lira bandında meyve sebze almak mümkündü. Yeşil fasulyenin kilosu örneğin 60 liraydı.

Satıcılarla sohbet ettiğimizde havaların yağışlı olmasının etkisi olduğunu söylediler. Yani bu yıl ürün bereketi bir hayli fazla... Şimdi ben çarşıyı pazarı gezdiğim o videoyu sosyal medyada paylaştım. Yorumlara aynen şöyle yazıldı.

"Kaç para maaş alıyorsunuz İbrahim Bey, Asgari Ücret'le çalışan birisi olarak bana ucuz gelmedi"

Peki ama kaç para olmalı

Zira şöyle düşünün 25 liraya satılan bir erik o tezgaha gelene kadar en az iki üç ayrı elden geçiyor. Muhtemelen erik üreticisi kilosunu 5 liradan filan sattı. Zira tüccardan hale, halden satıcıya satıcıdan tezgaha gelene kadar herkes kendi payını ekledi...

Makul fiyat nedir, nasıl belirlenmeli sorusu bugünlerde kafamı çok meşgul ediyor...

Zira bir kısım vatandaş tezgahtaki fiyata pahalı diyor, üreten ben beş on liraya ürün satarsam iflas ederim diye video paylaşıyor. Aracılar sürekli olarak taşlanıyor ama onlar da çalışan maaşı, dükkan kirası, vergisi, nakliyesi vs. gibi birçok kalem ekliyor. Açık söyleyeyim ben işin içinden çıkamadım. Asgari ücretliye göre pahalı diyene de kızamadım. Zira onun gelir durumuna göre gerçekten pahalı gelebilir. Zira onun da kirası, çocukları, ihtiyaçları vs. var.

Mesele geliyor gidiyor, sanki adalet, hakkaniyet meselesine dayanıyor. Üreten yokluk zamanı durumu fırsata çevirip nasıl olsa almaya mecburlar anlayışı ile fahiş fiyatla hareket ettiğinde bolluk zamanı da yok fiyatına nasıl olsa satmak zorunda diye alma yoluna gidenler oluyor.

Kapitalizm, arz talep dengesi üstüne kurulu ne de olsa oysa kapitalist bir zihniyet yerine bu malın hakkı bu olmalı anlayışı ile hareket etsek olmaz mı Neyse pazarcı esnafını selamıyla bitirelim bu bölümü derin dondurucusu olanların fiyatlar uygunken alıp stoklamasında fayda var diyorlar.

Bu arada muhalif medya bugünlerde pazarda pek görünmüyor. Zorlu kış şartları bastırdığında pazar ateş pahası haberi yapmaya gitmelerinin de bir karşılığı olmuyor. Zira millet durumun farkında...

Ama bu elbette geçim sıkıntısı çeken birkaç milyon insan gerçeğini de bir kenara atmak anlamına gelmiyor. Özellikle vatandaşlık maaşı bağlanması, emeklilere yönelik yeni düzenlemeden umutluyuz. Zira yüreği milletiyle birlikte çarpan bir Cumhurbaşkanımız var... Takdir her zaman olduğu gibi milletin elbette...

GERÇEK Mİ

Yemek yapan kedi videoları,

Timsahlarla güreşen adamlar,

Yapay zeka ile tek bir oyuncu olmadan oluşturulan dizi ve filmler...

İlk başta etkileyici, şaşırtıcı geliyor.

Özellikle ilk günlerde bu işe kafa yorup yapay zeka klipleri tasarlayanlar sosyal medyadan ciddi paralar da kazandı. Ama daha ne kadar sürdürülebilir emin değilim ben bu durumu güvenlik kameralarının ilk yıllarına benzetiyorum. Örneğin 2000 yılların başında bir güvenlik kamerası kaydından o an en önemli haber malzemesi olurdu. O anın görüntüsünü bulduysanız haber bülteninde size ciddi bir alan açılır. Tekrar tekrar o an paylaşılır. Yavaş çekim okunur, yuvarlak içine alınır, oklarla işaret edilir. Gazetecilik deyimi olarak o an köpürtülürdü... İşte kaza anı, işte uçağın düştüğü an, işte cinayet anı vs gibi düşünün...