Hırtlarla yaşamak

Türk Dil Kurumu "Hırt" kelimesini "hal ve hareketleri kaba, görgüsüz, incelikten yoksun" diye açıklıyor.

Ve ne yazık ki "Hırtlar" gittikleri her ortamda saygılı, kibar, dürüst, düzgün insanları sindiriyor, bastırıyorlar.

Yediğini, içtiğini, kumsalda, ormanda bırakıp gidiyor.

Otopark girişine araç bırakıp, camına bir telefon numarası bile bırakmıyor. Binbir güçlükle bulup aracını çekmesini istediğinizde "Ne var çatladın mı" gibi cevaplar veriyor. Kendisi yolu kapatırken hak, başkası yolcu indirirken eli kornada "Yolu aç" diye tepkiler gösteriyor. Açıkçası korkunç insanlar ve saç kesiminden, davranış biçiminden bulaştığında seni bıçaklayabilir hissi veriyorlar...

Ancak bu kadarı bunca yıllık gazeteci olarak beni bile şaşırttı.

Paylaştığım fotoğrafı yaban hayatı ve karakulak araştırmacısı Yasin İlemin'in sosyal medya hesabından aldım.

Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için Caretta Caretta kaplumbağaları koruma altında... Yumurtladıkları plajlarda yavrularının çıkış yapacağı yuvalar zarar görmesin diye demir kafesler yapılıyor. Hani insanlar üstüne basmasın, hayvanlar kazmasın diye... Gece plaja alem yapmaya gelen "Hırtlar", işte o koruma demirlerinin üstünde mangal yapmış...

Bu arada "Hırt" var "Hırt" var.

Bir de başörtülü görünce sarımsak görmüş vampir gibi davranan "Hırtlar" var. Sayıları az elbette ama mide bulandırıcılar. Sosyal medyada utanmadan hırtlıklarını paylaşıyorlar. Demir parmaklığın ardına düşünce de kendilerince mağdur edebiyatına yatıyorlar.

Her kılıkta karşımıza çıkabiliyorlar.

Bunların en ünlüsünü "Emcük beyinliler" söylemiyle CHP'li Özgür Özel bağrına basmıştı...

Bu kafanın nasıl bir insanlık anlayışı vardır, nasıl mücadele edilir

İnanın bilmiyorum.

Ama bunları gördükçe de karalar bağlamadan edemiyorum...

Zira bunları her gördüğümde aynı şeyi düşünüyorum.

Bunlar da bir ananın, bir babanın evladı...

Zorunlu eğitimi de düşünürsek bunca eğitime rağmen nasıl bu kadar "Hırt" olabiliyorlar! Anlamak mümkün değil.

"BARIŞ İSRAİL'E RAĞMEN GELECEK"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı'nda şans iğne ucu kadar dahi olsa Türkiye olarak barış için yapılması gereken her çabayı vermeye devam edeceğini söyledi...

"İsrail'in bu süreçte fitne kazanı kaynatmasına müsaade etmedik" dedi.

"Terörsüz Türkiye" mücadelesine dair önemli mesajlar verdi...

"Suriye'deki entegrasyon sürecini yakından takip ediyor, gerekli katkıları sunuyoruz" ifadesini kullandı.

Peki Erdoğan, İran ve Suriye konusunda neden uyarıda bulunma ihtiyacı hissediyor

"Kürt kardeşlerimizin büyük zarar göreceği fitnelerin önüne geçildi. Türkler, Araplar, Kürtler ve Farslar olarak ne kadar kanlı bir oyunu bozduğumuz ileride görülecek. Bölgemizin nasıl bir uçurumdan döndüğü daha iyi anlaşılacaktır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarihe not düşülecek ifadeler kullandı. Erdoğan, "Tekrar bir 'Yenikapı Ruhu' aranıyorsa Meclis'e sunacağımız yasal düzenleme bunun zeminini olacaktır" görüşünü paylaştı...

Şimdi tüm bu konuşmayı isterseniz biraz açmaya çalışalım...

Önce geçen haftaya yansıyan gelişmeleri bir hatırlatayım...

Terör örgütü PYD elebaşı Ferhat Abdi Şahin, Hollanda, Fransa ve İtalya'da temaslarda bulundu. Belli ki hala sırtını yaslayacak bir güç arıyor. İsrail'e kulak kabartıyor.

Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili medyaya PYD elebaşı Abdi'nin hiçbir temsil yetkisi olmadığını söyledi.

Bu temasların Suriye'nin egemenlik hakkının ihlali olduğu, iç işlerine müdahale anlamına geldiğini belirtti. Sert tepki gösterdi...

Trump'ın Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, PYD elebaşı Abdi ile Erbil'de görüştü.

Barzani de yanlarındaydı.

Verilen mesaj çok netti: "Yıl sonuna kadar Suriye'deki entegrasyon işini tamamla. PKK'lılarla ilişkini kes, PKK'lıları Suriye'den tamamen çıkart."

Yani ABD ile Türkiye meseleye aynı pencereden bakıyor. Terör örgütü artık miadını doldurdu...

İran meselesine gelince her ne kadar İsviçre'deki masada Türkiye olmasa da diplomasi koridorlarında derin ve etkili bir Ankara vardı...

Bunu ABD, İran, Pakistan, Katar, Mısır kabul ediyor, teşekkür ediyor. Erdoğan'ın "Kürt kardeşlerimizin büyük zarar göreceği fitnelerin önüne geçildi" ifadesi tam burada anlam kazanıyor. Hatırlayın İran savaşının ilk günlerinde İsrail'in planı bölgedeki Kürtleri ayaklandırmak ve İran'a karşı kırdırmaktı...

Türkiye ağırlığını koyunca Tel Aviv'in tüm planı akamete uğratıldı.

Üstüne Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ile öylesine diplomatik süreçler yürüttü ki, İran'ın attığı füzeler, İsrail'in sahte bayrak operasyonlarına rağmen savaşın Orta Doğu'ya tamamen yayılmasının önüne geçildi...

Bu yüzden İsrail'in Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alması, nefret etmesi, karalamaya çalışması ve elindeki tüm güçlerle saldırması elbette tesadüf de değil, şaşırtıcı da...

Takdir milletin elbette ama bugün huzur içinde yastığa başımızı koyabiliyorsak, güvenli ve güvenilir ülke pozisyonumuzu koruyabiliyorsak çeyrek asırdır verilen zorlu mücadelenin meyvelerini topluyor olabiliriz...