AK Parti Kocaeli'nde bir gençlik şöleni yaptı, CHP'de travmaya sebep oldu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e göre,
"Yok efendim aslında 100 bin kişi değil de 35 bin kişi gelmiş!"
"Yok efendim aslında oraya gelenler 'Bedava konser var' diye kandırılmış."
"O gençlerin AK Parti ile ne alakası olurmuş" filan.
CHP ekranlarındakiler çıkıyor, "Konsere yine popüler isimleri çağırdınız da muhafazakar şarkıcılar çağırmadınız" diye esip gürlüyor...
Hadi onları anlıyoruz. Arka bahçeleri olarak gördükleri gençleri AK Parti'ye kaptırma endişesi içindeler.
Peki ya "Mahalleden" olanlar!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısındaki konuşmasına bakılırsa "Mahalleden" olanların eleştirileri CHP'den daha çok kendisini üzmüş.
Zira konuşmasının önemli bir bölümünü bu meseleye ayırdı...
Hem sitem etti hem de bakış açısını anlattı...
"Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadık değerli arkadaşlarım:
Biz, yüzde 52'nin oyunu alarak göreve gelmiş bir iktidarız.
Yüzde 48'in önemli bir kısmının, oy vermese de gönlünün bizimle olduğunu bilen bir iktidarız.
Hepsinden öte, biz, yüzde 100'ün, onun ötesinde, mazlum, mağdur coğrafyaların, ümmetin de mesuliyetini omuzlayan bir iktidarız.
Kökümüzü unutmayız, özümüzü unutmayız.
Nereden geldiğimizi de çok iyi biliyoruz, nereye gittiğimizi de çok iyi biliyoruz."
Erdoğan'ın "Sadece gençler için siyaset yapmadık; siyaseti gençlerle birlikte yaptık" söylemi. Bu davayı anlamakta zorlananlar için de bir manifesto niteliğindeydi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Üstenci, kibirli, yargılayan, gençleri tedip ve tehdit eden söylemleri kapımıza hiçbir zaman yaklaştırmadık.
Önce gençleri anlamaya çalıştık.
Gençlerle empati kurmayı denedik.
Ders vermek yerine gençlere kulak vermeyi tercih ettik.
Gençlerimizin talep, beklenti ve sorunlarına yine gençlerimizle birlikte çözüm yolları geliştirdik; ortak akılla çözüm ürettik" ifadesini kullandı.
Çeyrek asırdır siyasette tarih yazan bir lider var karşımızda...
Ve aslında yürüdüğü yola baktığımızda sitem etmeye de gerçekten hakkı var...
Erdoğan, "Bakın biz bu yola çıkarken de, bu yolda yürürken de, Türkiye'nin yakın tarihine bakarak, hapislere düşmeyi, işkence görmeyi, suikastlere hedef olmayı, hatta idam edilmeyi göze alarak girdik. Peki, bizi acımasızca, bizi insafsızca eleştirenler, siz ne yaptınız Hangi fedakârlıkta bulundunuz Hangi bedeli ödediniz" diye sordu.
Herkes kendi vicdan terazisinde bu sorulara cevap versin.
Sonra taş atmaya devam etsin lütfen...
SAMP-T
Bilenler zaten biliyor da bilmeyenler için söyleyelim.
SAMP-T İtalya ile Fransa'nın ortak ürettiği bir hava savunma füze sistemi... Ve Türkiye 7 yıl önce Rus yapımı S400 hava savunma sistemleri almadan önce NATO'daki müttefiklerinden SAMP-T füzelerini istedi.
Tıpkı ABD'den Patriot füzelerini istediği gibi.
Ama alamadı...
Şimdi sıkı durun bırakın üretimi, Türkiye'ye satışına bile karşı olan Fransa'nın süngüsü düştü.
Temmuz ayındaki NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin İtalya ve Fransa ile ortak füze üretimine başlayacağı yönünde bir açıklama sürpriz olmayacak.
Zira Fransa ile bu konuda görüşmeler yapıldığı Paris medyasına yansıdı. Peki ne oldu da böyle oldu
Madde madde yazayım.
Türkiye, savunma sanayisinde sınıf atladı, atlıyor.
"Terörsüz Türkiye"yi tahkim etmeyi başardık.
Avrupa'nın PKK gibi terör örgütlerinden umudu kalmadı.
İtalya, İspanya ile yakınlaşma etkisini gösterdi.
Türkiye Avrupa'ya güney kapısından giriş yaptı.
İngiltere Eurofighter savaş uçağının Türkiye'ye satışı için yeşil ışık yaktı. Yetmedi, Berlin yönetimini de ikna etti...
12 yıl önce masayı deviren Berlin yönetimi tekrar masaya oturdu.
Dışişleri Bakanı Fidan'ın stratejik ortaklık toplantısına katılması, Erdoğan ve Merz'in aynı bakış açısıyla bu yıl bulaşacak olması önemli.
Almanya daha önce çektiği Patriot bataryasını da Türkiye'ye geri getireceğini açıkladı.
Açık söylemek gerekirse uluslararası dengeler de Türkiye'den yana...
Zira Rusya endişesi yaşayan Avrupa, Ukrayna örneğinden ABD'nin kendisine sırtını dönebileceğini gördü.
Avrupalı liderler peş peşe Çin'e gitti.
Ama Pekin yönetiminden umduğunu da pek bulamadı...
AB Dış Politika Şefi Kaja Kallas'ın "ABD, Çin ve Rusya güçlü ve birleşmiş bir Avrupa Birliği istemiyor" sözleri bir itiraf niteliğinde ama daha önemlisi Avrupa'da kendisini dev aynasında gören ülkelere söylediği sözler:
"Avrupa'da küçük ülkeler ve kendilerinin küçük ülke olduklarını henüz fark etmemiş olanlar var" ifadesiyle aslında Fransa'ya mesaj gönderiyor...
Kibirli Macron da artık daha fazla direnemeyecek gibi görünüyor.
Zira her daim baltayı taşa vurdu...
Ermenistan'a oynadı. Karabağ'da kaybetti.
Libya'da darbeci General Hafter'e oynadı. Çuvalladı.
Suriye'de PYD/YPG kartına güvendi. Pes etmek zorunda kaldı.
Akdeniz'de İsrail, Rum ve Yunan ittifakına güvendi.
Türkiye duvarına çarptı.

10