Ne acı değil mi
Yaşadığımız coğrafyada insanların payına ölüm düşüyor.
Coğrafyanın insanları ölüyor.
Onların ölümü üstüne senaryolar hazırlayanlar, keyifle göbeğini büyütüyor...
Petro-dolarlarına yenilerini ekliyor.
İran'daki çatışma görüntülerini hep birlikte izliyoruz.
Petrol, doğalgaz sanki İran'ın zenginliği değil de laneti gibi...
Şimdilerde ekran ekran dolaştırılan Prens Pehlevi'nin babası Şah Rıza Pehlevi devrilirken de şikayetler aynıydı.
"Yönetimlerdeki yozlaşma, ülke kaynaklarının yağmalanması, batıya peşkeş çekilmesi, bunca zenginliğin üstünde oturmasına rağmen İranlıların fakirleşmesi..."
Yarım asır sonra İran yine aynı fakirlikle boğuşuyor.
Özetle sebepler, gerekçeler ne olursa olsun, sonuçlar hep fakirliğe çıkıyor. İşte tam da bu meseleye biraz kafa yormak lazım...
Neden
İran üzerine zaten çok sayıda makale, söyleşi, program izlemişsinizdir. Ben ülkemize dair bir perspektif açmak istiyorum.
Kendimize şu soruyu sormamız lazım...
Türkiye'de de bugüne kadar hep neden IMF'ye muhtaç duruma düşüyorduk.
Neden sürekli darbelerle terbiye ediliyorduk.
Sırtını millete yaslamaya çalışan liderler azıcık batı çizgisinden çıktığında başımıza neler geliyordu Yıllardır terör sopasıyla bizi hizada tutmaya çalışanlar FETÖ ile yaptığı 15 Temmuz darbe girişimiyle aslında ülkemizde nasıl bir planı hayata geçirmeye çalışıyordu.
Kendimize bu soruları sormazsak korkarım yarın Türkiye'de de bugün geçtiğini düşündüğümüz tehlikelerle tekrar yüzleşebiliriz... Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan, ister beğenin ister beğenmeyin Türkiye'yi yaşadığımız coğrafyada öyle bir konuma koydu ki, Türkiye'nin hasımları "Nasıl oldu da buna izin verdik" diye hayıflanıyor... ABD Başkanı Biden'in "Bu kez darbeyle değil, muhalefetle Erdoğan'ı devireceğiz" sözünü sakın ha bir bunama belirtisi gibi okumayın... Net olarak ABD müesses nizamının ya da bir başka deyişle Siyonizm'in sesiydi... Bu yüzden Türkiye artık geri dönülemez noktaya gelmiştir. Bu saatten sonra geri vites yapmak, yürünen yoldan dönmeye çalışmak eski Türkiye'nin senaryolarıyla yüzleşmek anlamına gelecektir. Bu yüzden en büyük güvencemiz bana göre Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her daim millete sırtını yaslayarak yolunu yürümesi ve onların sesini duymasıdır. Geçen gün Düzce'den gelen dedelerin alnından öptüğü Erdoğan bizim yüreğimizdeki Erdoğan'dır... Bugünlerde muhalefet en düşük emekli aylığının 20 bin liraya çıkarılmasını protesto ediyor. CHP'li vekiller Meclis'te eylem yapıyor. Ama ne kadar samimiler şüpheli...
Zira daha önce de CHP'liler emeklilere ödenen bayram ikramiyesinin asgari ücret kadar olmasını istiyordu. Ama İBB vadettiği halde emeklilere 10 bin lira pazar parası ödemesinin üstüne yattı... Hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışanlara 10 yıldır ödenen bayram ikramiyelerinin "Para yok" gerekçesiyle iptal edildiğini öğrendik. Özetle yaşadığımız coğrafyada yönetimin ehil ellerde olması en kritik meseledir... Bu yüzden İran'ın sürekli dış güçleri suçlama huyundan vazgeçmesi ve Erdoğan'ın yürüdüğü yoldan yürümesi gerekmektedir. Türkiye ve "Muhafazakar devrimci" Erdoğan'ın İran'a rol model olması imkanı vardır. Aksi halde milletin sesine sağır kalan yönetimlerin sonu her daim sokaklardan olmuştur.
Dış güçler sorunları kaşımış, kanatmış, kan dökülünceye kadar kışkırtmıştır... Dün Şah Rıza Pehlevi'ydi, bugün Hamaney ve adamları...
Senaryo değişmez sadece isimler değişir...
"KIZIMI GERİ GETİRİN"
Sosyal medyada videosunu gördüğümde açık söyleyeyim içim cız etti...
Suriyeli anne Zeynep Ahmed'in sesi ne yazık ki terör örgütünün kanlı duvarlarına çarpıp geri döndü... Teröristler kızı Amara'yı okulun önünden kaçırmış, Halep'e götürmüş. Şeyh Maksut'ta keskin nişancı yapmış ve son operasyonda çatışmada ölmüştü. Üstelik daha 17 yaşındaydı... Anne Kürtçe yalvarıyor. Ne söylediğini anlamak için Kürtçe bilmeye de gerek yok aslında. Ama ben yine de bir tercüme istedim...
"Buradan Mazlum Abdi'ye sesleniyorum. Benim Adım Zeynep Ahmed. Kızım o gün okula gitmişti ama bir daha okuldan dönmedi. Kızımın adı Amara Mahmut Halil'dir. Henüz 16 yaşındaydı. Okuldayken o devrimci arkadaşları kızımı alıp götürdü. Peşine düştüm, sordum ama savaşa götürdüklerini söylediler. Benim kızım hastadır. Bünyesi zayıftır. Sizlere yalvarıyorum. Kızımı geri getirin..."
Ne kadar tanıdık bir feryat değil mi, izlerken gözümün önüne 2019 yılında Diyarbakır'daki HDP İl Binası önüne oğlunu kurtarmak için giden Hacire Ana'nın feryatları geldi...
Şimdi terör kanallarında çatışmalarda öldürülen bu çocuklar için methiyeler diziyorlar... Hatta gaza gelip bizim için "Peygamberden, Allah'tan daha kıymetli" diye konuşan, ilahlaştırmaya çalışanlar var.
Terör örgütü PYD'nin okuldan, sokaktan, evinden zorla alıp götürdüğü daha 12-13 yaşında silah altına aldığı bu çocuklarla ilgili DEM'deki sözde demokratların suskunluğunu da bir kenara not etmek lazım...
Şimdilerde Fırat'ın doğusundan çocuk savaşçılar kadar ellerine silah tutuşturulup sokaklara devriyeye gönderilmiş yaşlı başlı kadınların da videoları geliyor... Belli ki, Şam yönetimi Fırat'ın doğusuna operasyon başlattığında dünyaya "Bakın sivil katliamı yapılıyor" propagandası yapmak için de zemin oluşturuluyor.
Ne diyelim gerçekten yazık...
VALİ GÜL HEPİMİZİ AYDINLATTI

4