ABD Başkanı Trump'ın "Yalvarıyorum, ne istersen, yaparım. Ama bunu açıklama" diyerek Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un taklidini yaptığı konuşmayı izlerken "Vay be" demeden duramadım.
Trump'ın özel bir görüşmeyi bir stand upçı gibi anlatması bir yana, Macron'un Fransız kibrinin aslında sadece bir şov olduğunu da görmüş olduk. Gelin sizi 2019 yılına götüreyim... Fransa Cumhurbaşkanı Macron, "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" açıklamasıyla güvenlik harcamalarının gereksiz olduğunu söylüyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 29 Kasım 2019'da Macron'a verdiği cevap tarihe not düşülmesi gereken bir konuşmaydı...
"Sayın Macron, bak Türkiye'den sesleniyorum. NATO'dan da sesleneceğim. Önce sen kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir... NATO'ya ödemen gereken parayı bile doğru düzgün ödemezsin ama hava atmaya gelince hava atarsın..."
Tüm mesele bu aslında, zira lider var, lider var...
Macron güvenlik harcamalarını gereksiz bulduğunu ilan ederken, Erdoğan "Gelecek fena gelecek" diye düşünüyordu. Üstelik bunu yıllar önce öngörmüş 2004 yılında ekonomiyi enkaz halde devralmasına, kurmaylarının karşı çıkmasına rağmen savunma sanayi yatırımları için talimatlar vermişti...
Zira sırtını sadece NATO'ya yaslamanın mümkün olmadığını biliyordu.
Bugün geldiğimiz noktada Trump, birçok ülkeye ayar verirken, "Grönland bizim olacak" derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye'ye yönelik mesajları her daim dengeli, hatta bazen aşırı övgülü...
Peki "Yazının ana fikri ne" derseniz hemen yazayım.
Avrupa şimdi şokta... Rusya'ya karşı "ABD bizi korumayacak" korkusu bir yana "ABD tehdidine karşı ne yapacağız" çaresizliği net olarak okunuyor...
Danimarka Başbakanı Frederiksen'in ABD'nin Grönland'ın ilhakı için "NATO müttefikine saldırması her şeyin sonu olur" açıklaması bu kaygının yansımasıdır. Bu yüzden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Avrupa'ya yönelik mesajları önemlidir. Fidan'ın "Avrupalılar olarak hepimiz aynı gemideyiz" sözleri "Türkiye'yi dışlayarak kendinizi tehlikeye atıyorsunuz" demenin bir başka ifadesidir. İspanya bu durumu gördüğü için Türkiye'den Hürjet aldı. TCG Anadolu gibi dev projelerde birlikte çalışıyor. Keza İtalya da aynı yolda ilerliyor. Fransa ve Almanya ise hala kibirli tavrını koruma çabası içinde... Ama o kibirli tavırlarını Beyaz Saray'da Trump'ın karşısında boncuk taneleri gibi dizildiklerinde göstermeleri gerekiyordu... Zira hemen yan tarafta duran harita Ukrayna'nın işgal edilmiş topraklarını gösteriyordu... AB'nin eski Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Borrell'in "ABD ile müttefik olmadığımızı anlamanız için Trump daha ne yapmalı" sorusunu herkes iyi tartmalı...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı'nda büyük resmi ortaya koydu: "Küresel bölüşüm kavgasının ortasındayız. Masada olmayanın menüde olduğu bir dönemdeyiz"
Herkes de hesabını buna göre yapmalı.
GERİ VİTES ŞAMPİYONU
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Helalleşme, hesaplaşma, kutuplaşma, kucaklaşma, sataşma, tutuşma" girdabında ve çırpındıkça batıyor.
Cumartesi çıkıyor, "Kutuplaşmaya son vereceğiz. AK Parti'nin davetlerine katılın. Cumhurbaşkanına gerekli saygıyı gösterin" mesajı veriyor.
Pazar günü "Ey Erdoğan, Maduro'nun fotoğrafına iyi bak" diye ima yollu tehdit savuruyor. Sonra bir bakıyor ki halk kenetlenmiş, CHP'liler bile bu tavrını ayıplamış...
Salı günü CHP Grup Toplantısı'nda "Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın önünden bir vatandaşımızı alıp götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan" diye kendince meydan okuyor. İyi de daha geçen ay Avrupa Birliği'ne "Erdoğan'a yapmanız gereken baskının yüzde 10'unu bile yapmıyorsunuz" diyen de kendisiydi. İngiltere'ye "Sizin çıkarlarınız Erdoğan iktidarında değil, CHP'de" diyen de kendisiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özel'in "Sonun Maduro gibi olur" iması için acımasız bir tespitte bulundu... "CHP Genel Başkanı'nın aklına ilk gelen; bize saldırmak, çeşitli fotoğraflar üzerinden bize sataşmak oluyor. Allah aşkına, bu, patolojik bir ruh halinin işareti değilse, nedir" diye sordu. Belli ki Özel, sırtındaki İmamoğlu yükü altında psikolojik olarak eziliyor... CHP'li milletvekillerine yönelik "Bu seçimi de Erdoğan kazanırsa beni 30 yıl içeride tutarlar" şeklindeki bir ifadesi olduğu iddiası bu açıdan da dikkat çekici... Eğer bunu geçmişte olduğu gibi Batı medyasının peşine takılıp, "Türkiye'de diktatörlük var"

12