Annelik yük mü

Gençken anne-babamızdan zaman zaman duyduğumuz bir söz vardı.

"Anne-Baba olunca anlarsın" diye...

Gerçekten de öyle oldu.

Anne-Baba olduktan sonra insan hem kendisini yetiştirenlerin neler çektiğini daha iyi anlıyor. Hem de o dönem aslında yaptıkları eleştirilerin, kısıtlamaların çoğunun bizim iyiliğimiz için olduğunu fark ediyor...

Babam "Oğlum burası İstanbul, şu sokağı döndükten sonra seni ben nasıl bulayım başına bir şey gelse" diye söylerdi.

Gece hava kararmadan eve girmek kesin kuraldı...

Tabii o zamanlar cep telefonu yok. Öyle her aradığında görüntülü çocuğa ulaşma imkanı da şimdi şartlar başka...

Şartlar demişken teknolojik kolaylıklar, artan imkanlar beraberinde nimetler kadar külfetleri de getiriyor...

Areda Survey'in Anneler Günü anketinin sonuçlarına bakarken kendi annemin çektiklerine, hangi zorluklara göğüs gerdiğine gitti aklım.

Zira, araştırmaya göre her 10 kişiden neredeyse 9'u Türkiye'de anne olmanın zor olduğunu düşünüyor...

Elbette herkesin hayatının kendi zorlukları var.

Ama şimdi ortaya tabloyu koyayım kararı siz verin.

80-90'lı yıllar: Evde su yok, suyu sokaktaki çeşmeden taşıyorsunuz. Çamaşırlar elde yıkanıyor. Kurutma makinası diye bir şey yok.

Bebek bezi icat edilmemiş. Doğalgaz yok. Kömür sobasıyla ısınıyorsunuz. Yemekler küçük piknik tüpünde pişiyor. Öyle açınca sıcak su akması diye bir lüks de yok. Banyo için kazanda su ısıtıyorsunuz. Listeyi uzatmak mümkün, bu şartlarda beş çocuk büyütüyorsunuz. Üstüne bir de evde çalışıp, bugünün çeyiz seti diyebileceğimiz yatak örtüsü dikiyorsunuz. Yani ev ekonomisine de katkınız var... Kendi annem için söylemiyorum. Bizim zamanımızda çoğu evde standartlar bunlardı. Tek eğlencemizde önce siyah beyaz, sonra renkli televizyon ve radyo, kaset çalardı... Tabii bir de komşu ziyaretleri misafirlikler...

Bu yüzden şimdilerde gençlerin bu kadar çabuk yılması, yorulması, pes etmesi, evlilikten, annelikten babalıktan kaçması beni hem şaşırtıyor hem de düşündürüyor.

Zira Türkiye'nin en kritik meselelerinden birisi olan doğum oranları düşüyor. Yani ülke nüfusu yerinde sayıyor hatta bu gidişle gerileyecek gibi görünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da hafta içindeki bir programında bu konuya dikkati çekti.

"Dijital mecraların etkisiyle toplumda günden güne yayılan yanlış algı ve alışkanlıklarla mücadele içindeyiz. İster töre ister gelenek ister güncel akım bahanesiyle olsun evliliğin zorlaştırılmasını asla doğru bulmuyoruz." İfadesini kullandı... Hükümetin teşviklerini anlatan Erdoğan, Hem gençlerden hem de anne babalardan evliliğin kolaylaştırılması için destek vermesini istedi...

Neyse sözü daha fazla uzatmayayım...

Annemin, eşimin, kayınvalidemin ve bize yaşam veren tüm güzel kadınların "Anneler Günü"nü tebrik ederim.

İyi ki varsınız!

BAHÇELİ GERÇEĞİ

MHP Lideri Bahçeli'nin Sırrı Süreyya Önder'in fotoğrafını okşadığı taziye ziyaretini hep birlikte izledik. Açık söylemem gerekirse ilk anda ben de kendi duygularıma yenildim.

Ancak daha sonra sağduyu ile konuyu ele almaya çalıştım.

Kendi vicdan ve akıl terazimde tartıya koydum.

Bahçeli'nin o pozu kadar konuşulması, üstünde düşünülmesi gereken bir başka gerçek daha var. O da DEM Partililerin de Bahçeli'ye karşı gösterdiği azami özen, saygı hatta bazı DEM'lilerin açıklamalarına da yansıyan samimiyet...

Bin yıldır birlikte yaşadığımız bu topraklarda Siyonizm'in, emperyalizmin tuzaklarına düşmeden bin yıl daha yaşamak istiyorsak.

Belki de kalbimizdeki aklımızdaki savaş baltalarını bir kenara bırakmanın zamanı geldi diye düşünmemiz gerekiyor.

Zira biz milletçe kardeşliğimizi inşa edebilirsek, kırılan kopan gönül köprülerini yeniden kurabilirsek gerçekten çok büyük işler başarmış olacağız. Elbette tüm bunları yaparken yaşadığımız acıları unutmayacak, bu ülke için büyük bedeller ödeyen kardeşlerimizin kalbimizdeki, gönlümüzdeki müstesna yerini koruyacağız.

Terör Örgütü PKK'nın "Fesih Kongresi"ni topladığını duyurmasının ardından MHP Lideri Bahçeli'nin, DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Ahmet Türk'ü telefonla arayıp; sağlığını sorması, katkıları için tebrik etmesi...

Türk'ün, "En büyük rol Devlet Bahçeli'nindir. Bu kapının aralamasında Türkiye'ye bir çağrı yapması önemli bir riskti. Ama bu riski Türkiye'nin geleceğini düşündüğü için aldı. Bugün görüyoruz ki aldığı risk onurlu bir barışın ortaya çıkmasına çok önemli bir katkı sundu" diye açıklama yapmasını yabana atmamak gerekir. Zira bizim olduğu kadar karşı cephenin de içine sindiremedikleri, kabullenmekte zorlandıkları pek çok mesele var.

Yani özetlemem gerekirse kendi adıma Bahçeli'nin ülke sevdasını sorgulayacak kadar pervasızlaşmak en azından bana düşmez diye düşünüyorum. Siz de kendi akıl ve vicdan muhasebenizi kendiniz yapacaksınız elbette. Şunun altını net olarak çizebiliriz.