Abdullah Eraçıkbaş'ın aziz hatırasına

Bir vefatın ardından bir vefa yazısı

"Ölüm güzel şeydir Allah yâr ise,
Vedalar güzeldir, vefa var ise..."

Bu mısralar, her vefat haberinin ardından kalbimize düşen o derin hüzne başka bir pencere açıyor. ünkü bazı ayrılıklar vardır; sadece bir insanın aramızdan ayrılışını değil, bir ömrün sessizce taşıdığı manayı, bir hizmetin derinliğini ve geride kalanlara düşen vefa borcunu da hatırlatır.

Vefat ve vefa kelimelerinin aynı kökten gelmesi, üzerinde düşünülmesi gereken derin bir hakikati hatırlatıyor bize.

Vefa; sözünde durmak, sadakat göstermek, emanete sahip çıkmak, dostluğu ve hizmet hukukunu unutmamaktır.

Vefat ise dünya yolculuğunun tamamlanması, verilen ömür emanetinin sahibine teslim edilmesi, insanın bu fânî menzildeki vazifesinin nihayete ermesidir.

Bu bakımdan vefat, yalnızca bir bitiş değil; bir tamamlanmadır.

Vefa ise geride kalanların, o tamamlanmış ömre karşı duyduğu sadakat ve mesuliyettir.

Merhum Hasan Feyzi'nin, Nurlardan aldığı hakikat dersini terennüm eden şu sözü bu manayı ne güzel ifade ediyor:

"Yâdı biliş yapasın ki, ancak dostta vefa var..."

Hizmet hukukunu bilenler için hatıra, sadece geçmişe ait bir duygu değildir; bugüne ve yarına taşınması gereken bir emanettir. Zira vefa, unutmayarak yaşatılır.

Abdullah Eraçıkbaş, Yeni Asya neşriyat tarihinde bu emanet şuuruyla hatırlanacak isimlerden biridir. Onun hayat çizgisi, dışarıdan bakıldığında bir gazetecilik ve yayıncılık serüveni gibi görülebilir. Fakat yakından bakıldığında bu çizginin, Risale-i Nur'un matbuat lisanıyla neşrine adanmış uzun, sabırlı ve mütevazı bir hizmet ömrü olduğu görülür.

O, ismini öne çıkarmaktan çok işi öne çıkaran; şahsî görünürlükten çok şahs-ı manevînin hizmetine önem veren; yayıncılığın mutfağında sabırla, dikkatle, titizlikle çalışan bir isimdi. Metinlerin, dergilerin, kitapların, fikir dosyalarının ve gazete sayfalarının arkasında onun emeği, dikkati, duası ve sadakati vardı.

Belki de onun hizmet çizgisini en manidar şekilde anlatan hususlardan biri şudur: Ölüm anına yakın vakitte bile ertesi günün gazetesi üzerinde çalışıyor, sayfalara girecek yazıların okumasını yapıyordu.

Bu tablo, bir meslek alışkanlığından öte, bir hizmet sadakatinin ifadesidir. Ömrünü verdiği neşriyat vazifesine son nefesine kadar bağlı kalmak... Bu, kolay anlatılacak bir fedakârlık değildir.