Yazı, Güney Kıbrıs'taki dini ve siyasi liderler tarafından yayınlanan Rum milliyetçi söylemlerin barış müzakerelerini sabote ettiğini iddia ediyor. Kilise Başpiskoposu'nun genelgesinden asker komutanlarının hedef gösterici açıklamalarına kadar çeşitleyen bu söylemlerin, gençlere nefret aşıladığını ve EOKA ideolojisini canlandırdığını savunuyor. Peki, çözüm için Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini kabul etmek yeterli midir, yoksa bu da diğer tarafın kaygı ve tarihsel endişelerini göz ardı etmek değil midir?
Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın teminatı olması gereken bir coğrafyada, ne yazık ki geçmişin karanlık sayfaları yeniden aralanıyor. Güney Kıbrıs'ta son dönemde yaşanan gelişmeler, sadece söylem düzeyinde kalmayan, sahaya da yansıyan tehlikeli bir zihniyetin yeniden hortlatıldığını gözler önüne seriyor.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Yiorgios'un Paskalya genelgesi, bu zihniyetin en açık tezahürlerinden biri oldu. Dini bir bayram vesilesiyle yayımlanması gereken barış ve hoşgörü mesajları yerine, kin ve düşmanlık dili tercih edildi. Ada'daki "Yunan varlığının artırılması" çağrısı, açıkça gerilimi tırmandıran ve çözüm umutlarını sabote eden bir yaklaşımın ürünüdür.
Benzer şekilde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis'in "işgalle asla uzlaşmayacağız" şeklindeki açıklamaları, müzakere masasına oturulsa dahi zihniyet değişmediği sürece bir ilerleme sağlanamayacağını bir kez daha göstermektedir. Bir yandan müzakerelerin yeniden başlamasından söz edilirken, diğer yandan karşı tarafı yok sayan ve suçlayan bir dil kullanılması ciddi bir çelişkidir.
Daha da vahimi, Rum Milli Muhafız Ordusu yetkililerinin Kuzey Kıbrıs'taki şehirleri hedef gösteren açıklamalarıdır. "Yakında Girne, Mağusa ve Karpaz'da Paskalya kutlayacağız" ifadeleri, barış arayışı değil, açık bir yayılmacı niyetin dışavurumudur.
Tüm bunlar olurken, EOKA terör örgütünün "direniş" adı altında yüceltilmesi, aslında sorunun özünü ortaya koymaktadır. EOKA zihniyeti; Kıbrıs Türk halkını yok sayan, adayı tek taraflı bir egemenlik anlayışıyla şekillendirmek isteyen bir ideolojidir. Bugün bu ideolojinin yeniden canlandırılmaya çalışılması, sadece geçmişte yaşanan acıların inkârı değil, geleceğe yönelik tehlikeli bir mesajdır.
Nitekim bu söylemler sahada da karşılık bulmaktadır. Paskalya kutlamaları sırasında Rum gençlerin Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrakları ile, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar'ın posterini yakması sıradan bir provokasyon olarak geçiştirilemez. Bu eylem, bilinçli olarak beslenen düşmanlık kültürünün bir sonucudur. Genç nesillere barış değil nefret aşılanmaktadır.
Burada altı çizilmesi gereken en önemli husus, bu tür eylem ve açıklamaların, taraflar arasındaki çözüm görüşmelerini doğrudan gölgelediği ve zaten kırılgan olan güven zeminini tamamen ortadan kaldırdığıdır. Sürekli olarak karşı tarafı "işgalci" olarak nitelendiren, askeri varlığını artırma çağrısı yapan ve geçmişin terör örgütlerini yücelten bir anlayışla ortak bir gelecek inşa etmek mümkün değildir.

6