Yazar, KKTC'nin hellim ihracatı için Yeşil Hat üzerinden Güney Kıbrıs'a bağımlı hale gelmesini ekonomik bir ilerleme değil, siyasi bir ödün olarak görmektedir. Kuzey Kıbrıs'ın üretim, denetim ve sertifikasyon yetkisini uluslararası kurumlar ve Rum tarafına devretmesinin, ekonomik kazanç adı altında egemenlik alanını tırnak içine alacağını savunmaktadır. Peki, birkaç milyon euroluk ihracat hedefiyle başlayan bu bağımlılık modeli, gelecekte çok daha geniş alanlara yayılamaz mı?
Kıbrıs meselesinde bazı başlıklar vardır ki, ne kadar ekonomik ambalajla sunulursa sunulsun, özünde doğrudan egemenlik meselesidir. Hellim konusu bugün tam da bu noktaya gelmiştir.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ın "önemli bir eşik daha aşıldı" diyerek duyurduğu gelişme ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın bunu "kritik bir kilometre taşı" olarak selamlaması, aslında uzun süredir tartışılan bir gerçeği yeniden önümüze koymuştur: Bu süreç ekonomik değil, siyasidir.
ünkü ortada basit bir ihracat modeli yoktur. Ortada, üretimden denetime, ihracattan sertifikasyona kadar uzanan bir zincirde KKTC'nin kurumsal yapısının devre dışı bırakıldığı bir sistem vardır.
Cumhurbaşkanı Erhürman açıkça ne diyor
"Hellimin Avrupa Birliği ülkelerine doğrudan olmasa dahi Yeşil Hat üzerinden dolaylı erişimini mümkün kılacak süreçte önemli bir eşik daha aşılmıştır."
Yani doğrudan değil, dolaylı. Kendi ürününü kendi adına değil, bir mekanizma üzerinden. İşte mesele tam da burada başlıyor.
Yine aynı açıklamada denetim için uluslararası bir kuruluşun, yani Bureau Veritas'ın yetkilendirildiği belirtiliyor. Peki bu ne demek Bu, KKTC'nin kendi üretimini denetleme yetkisinin fiilen başka yapılara devredilmesi demektir.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ise bu tabloyu "önemli bir gelişme" ve "stratejik fırsat" olarak tanımlıyor. Açıklamada, Yeşil Hat üzerinden ticaretin mümkün hale geleceği ve Avrupa Birliği pazarına "dolaylı erişim" sağlanacağı ifade ediliyor.
Ama aynı açıklama içinde bir başka gerçek de itiraf ediliyor:
"Sürecin teknik ve yapısal zorluklar içerdiği açıktır."
Bu "zorlukların" ne olduğu da aslında herkesin malumu. AB hayvan sağlığı ve halk sağlığı kriterleri, dış denetim mekanizmaları, sertifikasyon süreçleri... Ve en önemlisi, ihracatın doğrudan değil, Güney üzerinden yapılacak olması.
Yani kendi ürününü satabilmek için başka bir otoritenin onayına muhtaç bir yapı.
Burada açık konuşmak gerekir; bu bir ticaret modeli değil, bağımlılık modelidir.
Nitekim geçmişte alınan kararlara bakıldığında tablo daha da netleşiyor. Avrupa Komisyonu'nun hellimi sadece Kıbrıs'ta üretilebilecek korumalı ürün olarak tescil etmesi ve ihracatı Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesine bağlaması, Rum tarafının "adanın tek meşru otoritesi" olduğu iddiasını güçlendiren bir zemini de beraberinde getirmiştir.
Daha da açık ifade edelim; Kuzey'de üretilen hellimin AB'ye ulaşabilmesi için Güney Kıbrıs üzerinden geçmesi şartı, yalnızca teknik bir düzenleme değildir. Bu, siyasi bir kabuldür.
Bugün 2-3 milyon euroluk ihracat hedefiyle savunulan bu modelin, yarın çok daha geniş alanlarda benzer bağımlılık ilişkileri yaratmayacağının garantisi var mı Yok.
İşte bu yüzden mesele hellim değildir. Mesele egemenliktir.
Bu noktada Kıbrıs Türk halkının tarihine bakmak gerekir. Bu halk, yıllarca yok sayılmaya karşı direndi. Ambargolara rağmen ayakta kaldı. Ve bu mücadelenin en büyük simge isimlerinden biri de KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı ebedi liderimiz Rauf R. Denktaş oldu. Denktaş'ın ve Kıbrıs Türk halkının mücadelesi bir

5