Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri faşist Eokacı/Enosisçi Nikos Hristodulidis, Atina'da Yunan Parlamentosu kürsüsünden yaptığı konuşmayla bir kez daha gerçek niyetlerini açıkça ortaya koydu. Konuşmanın satır aralarında değil, doğrudan merkezinde; Kıbrıs Türk halkını yok sayan, adayı "Helen dünyasının ayrılmaz parçası" olarak gören ve Türk varlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen eski zihniyet vardı. Rum liderin sözleri, federasyon masalı anlatırken bile aslında Enosis hayalinden vazgeçmediklerini gözler önüne serdi.
Hristodulidis konuşmasının başından sonuna kadar Kıbrıs Türk halkından "eşit kurucu halk" olarak değil, Rum devletinin içinde yaşayan bir azınlık gibi söz etti. "Kıbrıs halkı adına" konuştuğunu iddia ederken, adanın asli unsuru olan Kıbrıs Türklerini yok saydı. Daha da ileri giderek Herodot'tan alıntıyla "aynı kan, aynı dil, aynı din ve aynı yaşam biçimi" söylemini sahiplenmesi, Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs'ı halen bir Yunan adası olarak gördüğünün açık itirafıdır. Bu anlayışın adı ortaklık değil, düpedüz Helen milliyetçiliğidir.
Daha vahimi ise, EOKA zihniyetinin yeniden kahramanlaştırılmasıdır. Hristodulidis, Kıbrıs Türk halkının katledilmesinde rol oynayan Rum silahlı unsurlarını ve Yunan subaylarını "kahraman" ilan ederek Eoka terör örgütü üyeleri Leonidas'la, Kolokotronis'le aynı cümlede andı. Avksentiu ve Palikaridis gibi isimleri "özgürlük savaşçısı" gibi göstermeye çalıştı. Oysa Kıbrıs Türk halkının hafızasında EOKA; köy basan, çocuk öldüren, kadınları katleden ve Kıbrıs Türklerini adadan silmeye çalışan kanlı bir terör örgütüdür. 1963 Kanlı Noel'inde yaşanan vahşeti, Muratağa-Sandallar-Atlılar katliamlarını, toplu mezarları unutturabileceklerini sanıyorlarsa büyük yanılıyorlar.
Rum liderin "Türkiye'nin bölünme planlarını engellemek için hayatlarını feda eden kahramanlar" sözleri ise tam anlamıyla tarihi ters yüz etme girişimidir. Kıbrıs'ta bölünmeyi başlatan taraf Türkiye değil, 1960 ortaklık devletini silah zoruyla gasp eden Rum zihniyetidir. Daha Cumhuriyetin üçüncü yılında Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından atan, anayasayı çiğneyen ve "Akritas Planı" ile Türkleri sindirmeyi hedefleyen taraf Rum yönetimiydi. Türkiye'nin 1974 Barış Harekâtı ise, Yunan cuntasının gerçekleştirdiği darbe sonrası Kıbrıs Türk halkını toplu kıyımdan kurtaran meşru müdahaledir. Bugün adada barış varsa, Rumların değil Türk askerinin sayesindedir.
Hristodulidis'in konuşmasındaki en dikkat çekici bölümlerden biri de KKTC topraklarını hala "işgal altındaki bölgeler" diye nitelemesi ve "özgürleştirme mücadelesi"nden söz etmesidir. Bu söylem, diplomatik bir çözüm arayışı değil, açık bir yayılmacı zihniyetin ilanıdır. "Girne'den Mağusa'ya birleşik Kıbrıs hayali" kurarken aslında söyledikleri Kıbrıs Türk halkının egemenliğinin kabul edilmeyeceğidir. Rum liderin iki devletli çözümü reddederken kullandığı dil, federasyonun da samimi bir hedef olmadığını göstermektedir. ünkü federasyon dediğiniz yapı, iki tarafın siyasi eşitliğini kabul etmeyi gerektirir. Hristodulidis ise bırakın eşitliği, Kıbrıs Türk halkının ayrı bir halk olduğunu bile kabul etmiyor.
Konuşmanın en büyük çelişkisi ise "özgürlük", "demokrasi" ve "insan hakları" söylemleriyle süslenmiş olmasıdır. 1963'te Kıbrıs Türklerini devlet dışına iten, köylerini abluka altına alan, yıllarca gettolarda yaşamaya mahkûm eden Rum zihniyeti bugün utanmadan insan haklarından söz ediyor. Kıbrıs Türk halkına yıllarca ambargo uygulayan, izolasyon dayatan ve uluslararası spor, ticaret, kültür alanlarından dışlanması için her platformda çalışan yine Rum yönetimidir. Bugün "Kıbrıslı Türk kardeşlerimiz" diyerek sahte bir şefkat dili kullananların amacı, Türk halkını siyasi iradesiz bir azınlığa dönüştürmektir.

8