Güney Kıbrıs'ta geçtiğimiz pazar günü gerçekleştirilen parlamento seçiminde aşırı sağ çizgideki Rum Ulusal Halk Cephesi'nin (ELAM)milletvekili sayısını 4'ten 8'e yükseltmesi, yalnızca marjinal bir partinin oy artışı olarak değil; Rum siyasetindeki genel ideolojik yönelimin sertleştiğinin önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. ünkü seçimleri ilk sıralarda tamamlayan Demokratik Seferberlik(DİSİ) ile Emekçi Halkın İlerici Partisi(AKEL) arasında yöntem ve söylem farklılıkları bulunsa da, Kıbrıs meselesinin özüne ilişkin temel yaklaşım bakımından ELAM'dan tamamen kopuk bir çizgiye sahip olduklarını söylemek güçtür.
Rum siyasetindeki üç ana damar; yani merkez sağ DİSİ, sol görünümlü AKEL ve aşırı sağ ELAM, farklı tonlarda olsa da "Helen merkezli Kıbrıs anlayışı" etrafında birleşmektedir. Bu yapıların tamamı, Türkiye'nin garantörlüğünün sona ermesini, Türk askerinin adadan çekilmesini ve adanın güvenlik mimarisinin tamamen Rum-Yunan ekseninde şekillenmesini savunmaktadır. Aralarındaki temel fark, bunu hangi yöntemle gerçekleştirmek istedikleridir.
ELAM bunu açık bir Türk düşmanlığı ve saldırgan milliyetçilik üzerinden dile getirirken, DİSİ ve AKEL ise daha diplomatik ve uluslararası toplum nezdinde kabul görebilecek söylemlerle aynı hedeflere ulaşmaya çalışmaktadır. Özellikle federasyon çözümüne ilişkin Rum tarafının yıllardır savunduğu model incelendiğinde, "iki kurucu devletin siyasi eşitliği" yerine, Kıbrıs Türk halkını zamanla Rum çoğunluk içerisinde etkisizleştirecek bir yapının hedeflendiği görülmektedir.
Rum tarafının federasyon anlayışında Kıbrıs Türkleri çoğu zaman "eşit ortak" değil, belirli kültürel haklara sahip bir azınlık olarak konumlandırılmaktadır. Bu nedenle Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü tezine karşı çıkılmakta; Türk halkının ayrı egemenlik hakkı kabul edilmemektedir. DİSİ de AKEL de çözümün ön şartı olarak Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin kaldırılmasını savunmakta, Türk askerinin adadan ayrılmasını istemekte ve güvenlik düzeninin Avrupa Birliği çatısı altında şekillenmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
Ancak Kıbrıs Türk halkının tarihsel hafızası açısından değerlendirildiğinde, 1963–1974 döneminde yaşanan saldırılar, EOKA zihniyeti ve Enosis hedefi, Türkiye'nin garantörlüğünün neden yaşamsal görüldüğünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Bugün Rum siyasetinin merkezinde yer alan partilerin önemli bir kısmının geçmişte Enosis ideolojisini destekleyen siyasi geleneklerden gelmesi de Türk tarafındaki güven eksikliğini derinleştirmektedir.
DİSİ'nin daha Batı yanlısı ve liberal bir görüntü çizmesi ya da AKEL'in sol söylemler kullanması, Kıbrıs meselesindeki temel yaklaşımı değiştirmemektedir. Her iki parti de çözümün nihai aşamasında adanın "normalleşmesi" için Türkiye'nin askeri ve siyasi etkisinin sıfırlanması gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaşım ise Türk tarafınca, 1974 öncesindeki güç dengesizliğine dönüş riski olarak görülmektedir.
ELAM'ın yükselişi ayrıca Rum siyasetindeki gerçek düşünce dünyasını daha görünür hale getirmiştir. Uzun yıllar boyunca aşırı sağ söylemler marjinal çevrelerde tutulurken, bugün Türk karşıtı politikaların toplumun daha geniş kesimlerinde destek bulduğu görülmektedir. Bu durum, federasyon görüşmelerinin neden sürekli çıkmaza girdiğini anlamak açısından da önemlidir. ünkü Rum tarafında çözümden anlaşılan şey çoğu zaman "Türk askerinin çekildiği, garantilerin kaldırıldığı ve Türk tarafının merkezi yapı içinde zamanla etkisizleştiği bir düzen" olarak şekillenmektedir.

12