BEYHUDE MASA, AYNI ZİHNİYET; KIBRIS SORUNUNDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK
KKTC'de liderler görüşmesi 'olumlu atmosfer' ile süslenirken, Rum tarafı silahlanma ve Enosis hedefi açıkça devam ettiriyor; acaba masadaki uzlaşı görüntüsü aslında zaman kazanma oyunu mu?
Yazar, BM gözetiminde yapılan KKTC-Kıbrıs liderler görüşmesinin somut bir ilerleme sağlamadığını ve Rum tarafının Enosis hedefini sürdürürken silahlanmasının gerçek niyeti ortaya koyduğunu savunuyor. Bunu, görüşmelerin aslında zaman kazanma stratejisi olduğu tezine dayandırıyor. Ancak Rum tarafı neden bu kadar açık söylemlere rağmen görüşmelere devam etsin, stratejik avantaj mı arıyor, yoksa gerçekten uzlaşı arayışı mı sürüyor?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde son günlerde yaşanan gelişmeler, hem iç siyasette hem de Kıbrıs meselesinde çarpıcı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bir yanda genel grev ve toplumsal gerilimler, diğer yanda ise Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde gerçekleştirilen liderler görüşmesi... Ancak tüm bu hareketliliğe rağmen ortaya çıkan sonuç değişmiyor: Somut bir ilerleme yok, aynı söylemler, aynı çıkmaz devam ediyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Rum lider faşist Eokacı/Enosisçi Nikos Hristodulidis'in BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Khassim Diagne ev sahipliğinde gerçekleştirdiği görüşme, beklendiği gibi yine "olumlu atmosfer" söylemleriyle süslendi. Ancak bu diplomatik ifadelerin ardında elle tutulur hiçbir gelişmenin olmaması dikkat çekti. Görüşme sonrasında yeni bir tarih verilmesi ve "belki ileride somut açıklamalar yapılabilir" mesajı, aslında sürecin zamana yayılmasından başka bir anlam taşımıyor.
Daha da dikkat çekici olan ise bu görüşmenin, Rum lider Hristodulidis'in son derece sert ve açık mesajlar verdiği bir dönemde gerçekleşmiş olmasıdır. EOKA'nın kuruluş yıldönümünde yaptığı açıklamalarda adanın tamamı için mücadele vurgusu yapan, "Girne'den Mağusa'ya, Karpaz'dan Erenköy'e kadar özgürleşme" söylemini dile getiren bir liderle masaya oturulması kamuoyunda ciddi soru işaretleri yaratmıştır. Bu açıklamalar, Kıbrıs Türk halkının egemenliğini yok sayan ve Enosis hayalini diri tutan bir zihniyetin hâlâ aktif olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Hristodulidis'in söylemleri bununla da sınırlı değildir. Son açıklamalarında Rum Milli Muhafız Ordusu'nun güçlendirileceğini, savunma sanayisinin geliştirileceğini ve Avrupa Birliği fonlarıyla askeri kapasitenin artırılacağını açıkça ifade etmiştir. "Türk işgali" söylemini sürdürerek silahlanmayı meşrulaştırmaya çalışan bu yaklaşım, bölgede tansiyonu düşürmek yerine yükseltme potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, Rum tarafının çözümden çok güç dengesi kurmaya odaklandığını göstermektedir.
Tüm bu gelişmeler ışığında yapılan liderler görüşmesinin "beyhude" olarak nitelendirilmesi abartı değildir. Zira ortada ne güven artırıcı önlemlerde somut bir ilerleme vardır ne de taraflar arasında gerçek bir uzlaşı zemini oluşmuştur. Geçiş kapıları gibi en temel konularda dahi adım atılamamış olması, daha kapsamlı bir çözümün ne kadar uzak olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Öte yandan KKTC'de yaşanan iç gelişmeler de dikkat çekicidir. Genel grev sürecinde yaşanan olaylar ve toplumsal gerilim, ülkenin kendi iç dinamiklerinde de hassas bir dönemden geçtiğini ortaya koymaktadır. Böyle bir ortamda gerçekleştirilen ve basına kapalı yapılan görüşmeler, "şeffaflık" tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.
Tüm bu tabloya rağmen dikkat çeken bir diğer önemli gelişme ise Türk dünyasıyla kurulan ilişkilerin giderek güçlenmesidir. Bakü'de gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine KKTC Başbakanı'nın katılması, uluslararası alanda yeni bir dönemin işareti olarak değerlendirilmektedir. Bu gelişme, Kıbrıs Türkü'nün yalnız olmadığını ve alternatif diplomatik kanalların güçlendiğini göstermektedir.

5