Yazar, Kahramanmaraş'taki okul saldırısından yola çıkarak dijital platformların çocukların maneviyatına tehdit oluşturduğunu iddia etmektedir. Bunu kanıtlamak için 1927'den kalma Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'nun güncellenmesi gerektiğini savunuyor. Ancak dijital tehdit ile saldırgan psikopatolojisinin kaynakları arasında doğrudan bağlantı olup olmadığı sorulanması gerekmiyor mu?
Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olay, hepimizi yasa boğdu. Sosyopat bir öğrenci, emniyet müdürü olan babasına ait 5 silahı alarak, okula baskın düzenledi. 8 yavrumuzu ve bir kahraman öğretmenimizi hayattan kopardı. Hayati tehlikesi devam eden 10'dan fazla yaralı çocuğumuz var.
Olayla ilgili bilgiler derinleştikçe, nasıl bir dijital tehditle karşı karşıya olduğumuz gözler önüne seriliyor. Dijital mecralarda yer alan bazı platformların, bazı oyunların, bazı iletişim kanallarının çocuklarımız üzerinde büyük tehlikeler oluşturduğunu görüyoruz.
Dijitalleşmeyle birlikte hayatımızın her alanında büyük değişiklikler olduğu gibi, kötülüklerin yayılmasında da hızlı artışlar oluyor. Ve bu kötülüklerden en çok çocuklarımız etkileniyor. Neslin korunması, sadece çocuklarımızın can güvenliğinin korunması değildir. Çocuklarımızın birer robota dönüşmesi, beyinlerinin esir alınması da can güvenliği kadar önemlidir.
NESLİN KORUNMASI İÇİN RADİKAL TEDBİRLER ALINMALIÇocuklarımızı böylesine tehlikeli durumlardan korumak için herkese çok önemli görevler düşüyor. Mesele nesillerin korunması... Hiçbir etki altında kalmadan en radikal tedbirler hayata geçirilmeli.
Tam 99 yıl önce, çocuklarımızı korumak için yasal düzenleme yapılmış. 1927 yılında 1117 Sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu çıkarılmış. Kanunun 1. Maddesi "18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan mevkute ve mevkute tanımına girmeyen diğer basılmış eserler aşağıdaki maddelerde gösterilen sınırlamalara tabi tutulur" hükmünü içeriyor.
Kanunla çocukların maneviyatı üzerinde muzır etki edebilecek yayınlarla ilgili katı hükümler ve önlemler getiriliyor. Kanunla neredeyse Bakanlar Kurulu'nun büyük bir bölümüne sorumluluklar yükleniyor. Kanun, bir eserin çocukların genel ahlâkî gelişimlerine zararlı olup olmadığını belirlemek amacıyla Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu kurulmasını emrediyor.
KURUL 10 KİŞİDEN OLUŞUYORDUCumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçmeden önce Kurul, Başbakanlığa bağlıydı. Kurulun geçmişteki yapısı, "Başbakanlık tarafından en az on beş yıl kamu hizmeti yapmış kişiler arasından seçilecek bir üye;
Adalet Bakanlığı tarafından idari nitelikte görevlerde bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından seçilecek bir üye;
İçişleri Bakanlığı tarafından üst kademe yöneticileri arasından seçilecek bir üye;
Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından, Talim ve Terbiye Kurulu üyeleri arasından seçilecek iki üye;
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'nca tıp dalından seçilecek bir üye;
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, güzel sanatlar dalında ün yapmış kişiler arasından seçilecek bir üye;
Yüksek Öğretim Kurulu'nun, sosyal bilimler dalında akademik kariyer yapmış ve en az doktor ünvanını almış üniversite öğretim elemanları arasından seçeceği bir üye;

3