Çünkü "örgüt silah bıraktığını açıkladı" demek başka; silahların gerçekten bırakıldığının, örgütsel yapının tasfiye edildiğinin ve silahlı tehdidin sona erdiğininTürkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından doğrulanmasıbaşka şeydir.
Devlet aklı tam da burada başlar.
Önce terör bitecek, sonra hukukî normalleşme gelecek
Türkiye'nin önündeki süreç bir "al-ver pazarlığı" şeklinde değil, belirli şartların yerine getirilmesine bağlı birgeçiş süreciolarak okunmalıdır.
TBMM Komisyonu'nun çalışma usulünde de amaç açık biçimde belirtilmiştir: Terörü Türkiye'nin gündeminden tamamen çıkarmak; toplumsal bütünleşmeyi, millî birlik ve kardeşliği güçlendirmek; özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak. Komisyonun görevi ise ihtiyaç duyulan kanunî düzenlemeleri tespit ederek bunlara ilişkin çalışmalar yürütmektir.
Dolayısıyla burada birbirinden ayrılması gereken iki alan vardır:
Terör örgütünün tasfiyesi başka, vatandaşların demokratik ve hukukî hakları başka.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin hukuk önündeki eşitliği, demokratik hakları ve meşru siyasete katılımı elbette korunmalıdır. Fakat hiçbir demokratik hak, silahlı örgütlerin siyasetin üzerinde vesayet kurmasının gerekçesi olamaz.
Demokrasi, silahın gölgesinde kurulamaz.
Siyaset, silahlı örgütün uzantısı olmaktan kurtulduğu ölçüde gerçek anlamına kavuşur.
Bahçeli'nin hamlesi: Terörü siyasetin dışına çıkarmak
Devlet Bahçeli'nin "Terörsüz Türkiye" yaklaşımının anlaşılması gereken temel noktası da budur.
Bahçeli, Terörsüz Türkiye hedefini yalnızca güvenlik açısından değil, Türkiye'nin kalkınma ve kardeşlik perspektifi açısından da değerlendirmektedir. 5 Mayıs 2026 tarihli açıklamasında bu hedefi, güvenliğe harcanan enerjinin kalkınmaya yönelmesi ve kardeşliğin Anadolu'nun her köşesinde güçlenmesi şeklinde tarif etmiştir.
Bu yaklaşımın doğru okunması gerekir.
Terörsüz Türkiye demek, terör örgütüyle devletin eşit iki aktör olarak masaya oturması demek değildir.
Tam tersine,silahlı örgütün siyasî belirleyiciliğinin sona ermesidemektir.
Bu bakımdan süreç başarılı olursa Türkiye'nin kazanacağı en önemli sonuçlardan biri yalnızca güvenlik alanında olmayacaktır. Türkiye, teröre ayırmak zorunda kaldığı insanî, ekonomik ve siyasî enerjiyi eğitimden teknolojiye, üretimden diplomasiye kadar daha geniş bir kalkınma alanına yönlendirme imkânı elde edecektir.
Asıl mesele: Devletin şartları
Bugün kamuoyunda en fazla tartışılan konulardan biri de "Türkiye taviz mi veriyor" sorusudur.
Bu soruya verilecek en sağlıklı cevap, siyasî yorumlardan önce hukukî çerçeveye bakmaktır.
TBMM'nin raporu, af algısı oluşturacak başlıklardan uzak durulması, hukuk düzeninde belirlilik ilkesinin korunması ve kamu vicdanının gözetilmesi gerektiğini açıkça vurgulamaktadır.
Bu nedenle gelecekte atılacak her hukukî adımın daTBMM iradesiyle, açık kanun hükümleriyle ve Anayasa'nın çizdiği sınırlar içindeşekillenmesi gerekir.
Burada devletin gücü, sadece silah kullanabilmesinde değildir.
Asıl devlet gücü; güvenliği sağlarken hukuku koruyabilmek, terörü tasfiye ederken vatandaşın hukukî güvencesini güçlendirebilmek ve farklı toplumsal kesimleri ortak vatandaşlık zemininde buluşturabilmektir.
Mesele yalnızca Türkiye sınırlarıyla sınırlı değil
Terör meselesinin Irak ve Suriye boyutu da göz ardı edilemez.
Dışişleri Bakanlığı, Şubat 2026'da yaptığı açıklamada PKK'nın Irak'ın Sincar, Mahmur ve Kandil gibi bölgelerinde varlık göstermesinin Irak'ın toprak bütünlüğü ve güvenliği bakımından da tehdit oluşturduğunu belirtmiş; Türkiye'nin Irak'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini vurgulamıştır. Aynı açıklamada, PKK'nın Irak topraklarından tamamen ortadan kaldırılması yönündeki kararlılık ifade edilmiştir.
Bu yaklaşımın önemli tarafı şudur:
Türkiye bir yandan kendi güvenliğini savunurken diğer yandan komşu devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüğünü de açıkça vurgulamaktadır.
Dolayısıyla Terörsüz Türkiye hedefinin bölgesel boyutu, Türkiye'nin kendi güvenliğini koruması ile bölgesel istikrar arayışının birlikte yürütülmesini gerektirmektedir.
Devlet küçülmüyor, devlet normalleşiyor
Bütün bu tabloya bakıldığında meselenin özünü başka yerde aramak gerekir.
Terörsüz Türkiye, devletin geri çekilmesi değildir.
Devletin terör karşısında kalıcı üstünlük kurmasıdır.
Devletin görevi yalnızca silahlı mücadele yürütmek değildir. Devlet; vatandaşının can güvenliğini sağlamak, hukuku işletmek, adaleti tesis etmek, ekonomik kalkınmayı mümkün kılmak ve toplumsal barışı korumaktır.
Bu nedenle terörün sona ermesi Türkiye'nin zayıflaması değil, aksinedevlet kapasitesinin daha geniş bir alanda kullanılabilmesianlamına gelir.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un da ifade ettiği gibi, Komisyon raporunun ortaya koyduğu yol haritasının gereğinin yerine getirilmesi ve örgütün bütünüyle tasfiye edildiğinin, silahların bırakıldığının anlaşılmasıyla birlikte gerekli hukukî düzenlemelerin Meclis tarafından yapılması hedeflenmektedir.

30