Çünkü aç kalan millet ayağa kalkabilir;
fakat kendisini değersiz gören millet doğrulamaz.
Yıllardır bu toplumun dimağına aynı zehir akıtıldı:
"Siz geri kaldınız..."
"Sizin medeniyetiniz öldü..."
"Sizin değerleriniz çağ dışı..."
"Batı düşünür, siz tüketirsiniz..."
"Batı üretir, siz taklit edersiniz..."
Nihayet bu telkinler, zamanla bir fikir olmaktan çıktı; aşağılık psikolojisine dönüştü.
Bugün üniversitelerde kendi medeniyetine yabancı nesiller yetişiyorsa...
Gençlik, kendi tarihine utanarak bakıyorsa...
Kendi ecdadını zalim, başkasını kurtarıcı gibi okuyorsa...
Kendi inanç dünyasını yük, Batı'yı ise kurtuluş gibi görüyorsa...
Bilinsin ki bu, tesadüf değildir.
Bu, asırlık bir zihnî kuşatmanın neticesidir.
Çünkü sömürgeci akıl şunu çok iyi bilir:
Bir milletin kaleleri dışarıda değil, içeridedir.
İnsan ruhunda...
Onun için önce kaleyi içeriden fethettiler.
Evvela dili bozdular.
Sonra düşünceyi...
Ardından eğitim sistemini...
Sonra ahlâkı...
En sonunda da hakikat ölçülerini...
Bugün artık insanlar hakikati kendi vicdanıyla değil; ekranlarla, moda fikirlerle, ithal kavramlarla ölçmektedir.
İşte felaket burada başlamaktadır.
Çünkü hakikat ölçüsünü kaybeden toplum, yönünü kaybeder.
Bugün bilgi çağında yaşıyoruz deniliyor.
Hayır!
Bilgi çağında değiliz.
Malumat çağındayız.
İnsanlar her şeyi biliyor; fakat hiçbir şeyi idrak edemiyor.
Bir insan düşününüz:
Telefonunda milyonlarca bilgi taşıyor; fakat kendisini taşıyacak bir fikir omurgasına sahip değil...
Diploması var...
Ama şahsiyeti yok...
Konuşuyor...
Ama fikri yok...
Ezberi var...
Ama hikmeti yok...
İşte çağın asıl çöküşü budur.
Çünkü hikmet kaybolunca ilim, insanı kurtaran nur olmaktan çıkar; sadece kuru bir teknik malzemeye dönüşür.
Bugün eğitim sisteminin en büyük çıkmazı da budur.
Çocuklara düşünmek öğretilmiyor.
Sadece tekrar öğretiliyor.
Ruh inşa edilmiyor.
Sadece meslek üretiliyor.
Şahsiyet yetişmiyor.
Sadece kariyer yetişiyor.
Kalp terbiyesi yok...
Nefs muhasebesi yok...
İç disiplin yok...
Bunun yerine:
daha çok tüketen, daha çok isteyen, daha çok haz peşinde koşan insan tipi üretiliyor.
Neticede ortaya çıkan insan;
bilgili ama iradesiz,
kalabalık içinde ama yalnız,
konforlu ama huzursuz,
özgür görünen fakat tutkularına köle bir varlığa dönüşüyor.
Çünkü insan yalnız akıldan ibaret değildir.
Ruhu ihmal edilen insan, sonunda kendi eliyle kendi iç dünyasını çökertir.
Bugün modern dünyanın en büyük çıkmazı tam da budur:
Madde büyüdü, insan küçüldü...
Teknoloji ilerledi, merhamet geriledi...
Binalar yükseldi, şahsiyet çöktü...
Şehirler büyüdü, aile küçüldü...
Bilgi çoğaldı, hikmet kayboldu...
İşte bu yüzden bugün yeniden "insanı" konuşmak mecburiyetindeyiz.
Fakat mesele sadece slogan atmak değildir.
Çözüm; ruhu yeniden ayağa kaldıracak bir diriliş idrakidir.

28