Mizah, zekânın ve ince düşüncenin ürünüdür. Hakaret ise düşüncenin tükendiği yerde başlar. Gerçek mizah düşündürür, güldürür ve topluma katkı sağlar. İnsanların inançlarını aşağılamak ise ne sanata değer katar ne de düşünceye.
Bu topraklarda yüzyıllardır insanları bir arada tutan en önemli bağlardan biri ortak manevi değerlerdir. Din, ahlak, vicdan ve karşılıklı saygı; toplumsal barışın temel direkleridir. Bu değerlerin hedef alınması yalnızca dindar insanları değil, birlikte yaşama kültürünü de zedeler.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası herkesin din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Aynı şekilde hukuk düzenimiz; nefret söylemine, hakarete ve kamu barışını bozabilecek fiillere karşı çeşitli koruma mekanizmaları öngörmektedir. Dolayısıyla mesele, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmak değil; özgürlük ile hakaret arasındaki sınırın hukuk içinde korunmasıdır.
Eleştiri başka, aşağılamak başkadır. Fikir üretmek başka, milyonlarca insanın kutsalına hakaret etmek başkadır. Demokratik toplumlar bu ayrımı yapabildikleri ölçüde hem özgürlüğü hem de toplumsal huzuru koruyabilir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey öfkenin büyümesi değil; hukukun işlemesi, sağduyunun hâkim olması ve karşılıklı saygının güçlenmesidir. Kimsenin inancı nedeniyle aşağılanmadığı, kimsenin düşüncesinden dolayı baskı görmediği bir toplum, gerçek anlamda güçlü bir demokrasinin de temelidir.
Sadece Yargı Değil, Kurumsal Sorumluluk da Konuşmalıdır
Kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve dinî değerlere yönelik hakaret iddiaları içeren olaylar karşısında, adli süreçlerin bağımsız biçimde yürütülmesi hukuk devletinin vazgeçilmez şartıdır. Bununla birlikte, toplumun ortak değerlerini ilgilendiren böylesi hassas konularda devlet kurumlarının da kendi görev ve sorumluluk alanları çerçevesinde kamuoyuna güven veren bir duruş ortaya koyması beklenir.
Bu kapsamda Diyanet İşleri Başkanlığının, dinî değerlere saygının toplumsal birlik açısından önemini vurgulayan bir değerlendirmede bulunması;
Kültür ve Turizm Bakanlığının, sanat ve ifade özgürlüğünün hakaret hakkı anlamına gelmediğini hatırlatan ilkeli bir yaklaşım ortaya koyması;
İçişleri Bakanlığının, kamu düzeni ve toplumsal huzurun korunmasına yönelik kararlılığı ifade etmesi;

34