Kalbi sönen çağda muharririn mesuliyeti

Bugünün insanı tam da bu ayetin tasvir ettiği zihinsel parçalanmayı yaşamaktadır. Görüyor ama basiret sahibi değil. Konuşuyor ama hikmet üretemiyor. Yazıyor ama hakîkate hizmet etmiyor.

İşte burada kalemin mesuliyeti başlıyor.

Çünkü kalem, sadece yazı yazan bir araç değildir. Kalem; bir medeniyetin hafızası, ahlâkın taşıyıcısı ve toplum ruhunun inşa vasıtasıdır. Bir toplumun hangi istikamete gideceğini çoğu zaman siyasetçilerden önce muharrirler belirler. Kelimeler önce zihni, sonra hayatı şekillendirir.

Bu sebeple İslâm düşüncesinde ilim hiçbir zaman nötr kabul edilmemiştir. İlim; ahlâkla, hikmetle ve hakîkatle birleşmediğinde insanı yükseltmek yerine onu felakete sürükleyebilir. İşte büyük mütefekkir İmam Gazâlî bütün ömrünü bu hakîkati anlatmaya adamıştır.

Gazâlî'nin en büyük kavgası, bilgi ile hakîkat arasındaki kopuşa karşıydı. O, aklı reddeden değil; aklın tek başına mutlak hakîkati kuşatamayacağını söyleyen bir mütefekkirdi. Ona göre insanı kurtaracak olan kuru bilgi değil; kalbi dirilten hikmetti. Çünkü ilim, insanı Allah'a yaklaştırmıyorsa sadece kibir üretir. Gazâlî'nin düşüncesindeki merkez nokta tam da budur: Kalbi ihyâ etmeyen bilgi, insanı manevî çöküşten kurtaramaz.

Bugün dünyanın içine düştüğü kriz, aslında Gazâlî'nin asırlar önce dikkat çektiği bu kopuşun küresel ölçekte büyümesidir.

Modern insan artık bilginin efendisi değil, bilgi bombardımanının esiri hâline gelmiştir. Sosyal medya çağında herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Herkes hüküm veriyor ama kimse tefekkür etmiyor. İnsanlar artık hakîkati aramıyor; hoşuna giden algının peşinden sürükleniyor. Dijital sistemler insanın neyi düşüneceğini, neye öfkeleneceğini, neyi sevip neyi unutacağını belirliyor.

Özellikle gençlik büyük bir kuşatma altındadır. Mahremiyet duygusu aşınıyor, dikkat dağınıklığı kronikleşiyor, ekran merkezli yaşam insan ilişkilerini mekanikleştiriyor. Araştırmalar, sosyal medya bağımlılığı ile yalnızlık, tükenmişlik ve kimlik problemleri arasında güçlü ilişkiler bulunduğunu göstermektedir.

Fakat burada asıl mesele teknoloji değil; teknolojiyi yöneten fikirsizliktir.

Çünkü insanın elindeki araç, kalbin niyetine göre şekillenir. Kalp bozulursa teknoloji de yozlaşır, medya da yozlaşır, sanat da yozlaşır, siyaset de yozlaşır. Kur'an'ın "fesad" dediği şey tam olarak budur: İnsanın iç dünyasındaki bozulmanın toplumsal hayata taşması.

Bugün dünya ölçeğinde yaşanan kültürel krizlerin temelinde de bu vardır. Aileyi değersizleştiren yayınlar, ahlâkı özgürlük adına aşındıran dijital kültür, tüketimi hayatın merkezi hâline getiren sistemler ve insanı sadece haz peşinde koşan biyolojik bir varlığa indirgeyen anlayışlar, modern çağın görünmeyen yıkım araçlarıdır.

Bu yüzden muharririn vazifesi yalnız haber vermek değildir.

Gerçek muharrir; çağın gürültüsü içinde hakîkatin sesini koruyabilen kişidir. O, toplumun hoşuna giden şeyi değil; toplumun ihtiyacı olan hakîkati söyleyendir. Kalemini menfaat için değil, insanın manevî dirilişi için kullanan kişidir.

Bugün en büyük eksikliğimiz de budur.