Burada iki uç vardır ve ikisi de yanlıştır.
Birincisi,ölçüsüz tekfirciliktir. Bu yaklaşım, dini daraltır, insanları dışlar ve İslâm'ın rahmet boyutunu gölgeler.
İkincisi ise bugün daha yaygın olan uçtur:Her sınırı silmek, her yorumu eşitlemek, bâtılı meşrulaştırmak. Bu yaklaşım ise İslâm'ı tanınmaz hâle getirir. Çünkü sınırı olmayan bir inanç, iddia sahibi olamaz.
İslâm'a göre hak bellidir:
– Kaynağı vahiydir.
– Ölçüsü Kitap ve Sünnettir.
– Yorumu keyfî değil, ilmîdir.
– Sınırları nettir.
Bâtıl ise;
– Vahye değil hevâya dayanır,
– Hak ile karıştırılmak ister,
– Kendini meşrulaştırmak için sınırları siler.
Bu iki alan aynı değildir veaynıymış gibi sunulamaz.
Bugün ortaya çıkan "din otoritesine başkaldıran dindarlık", işte bu noktada belirginleşmektedir. Bu anlayış, Kur'an ve Sünnet merkezli bir ölçüyü değil; bireysel konforu, çağdaş onayı ve toplumsal alkışı esas almaktadır. Kendi sınırını çizemeyen, kendi kavramlarından utanan bir dindarlık biçimi yaygınlaşmaktadır.
Oysa İslâm, kendi iç bütünlüğü olan bir dindir. Bu bütünlük;Kitap, Sünnet, icmâ ve kıyas üzerine kuruludur. Bu dört temel dışlandığında, geriye sadece adı İslâm olan ama içi boşaltılmış bir yapı kalır.
İman, belirsizlikle korunmaz. Tereddütle güçlenmez. Hak ile bâtılın karıştığı yerde, ne sağlam bir duruş ne de sahih bir dindarlık inşa edilebilir.

28