Çağın en büyük yetimliği: İslam'ın Müslümanların elinde garipleşmesi

Resmî verilere göre yalnızca Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yüz bini aşkın din görevlisi görev yapmaktadır. Bunun yanında ilahiyat fakülteleri, imam hatip okulları, vakıflar ve sivil toplum kuruluşları da din hizmetlerine önemli katkılar sunmaktadır. Ancak mesele yalnızca sayısal büyüklük değildir. Asıl soru şudur:

Bu büyük bilgi ve insan kaynağı, toplumsal hayata ne ölçüde yön verebilmektedir

Tam da üzerinde düşünülmesi gereken nokta burasıdır.

İslam, yalnızca ibadetlerden oluşan bireysel bir inanç sistemi değil; aynı zamanda ahlakı, adaleti, güveni, emaneti ve toplumsal sorumluluğu merkeze alan kapsamlı bir hayat tasavvurudur.

Kur'an'ın inşa etmeyi hedeflediği insan modeli; sadece namaz kılan değil, adaletle hükmeden; sadece oruç tutan değil, kul hakkına riayet eden; sadece konuşan değil, yaşadığıyla örnek olan insandır.

Ne var ki günümüz dünyasında dinin kamusal ve sosyal hayata etkisinin azaldığı, daha çok bireysel vicdan alanına sıkıştığı yönünde güçlü tartışmalar yapılmaktadır. Bu durum yalnızca Türkiye'nin değil, modern dünyanın genel bir meselesidir.

Bilgi Artıyor, Temsil Zayıflıyor

Çağımızın en dikkat çekici çelişkilerinden biri şudur:

Dinî bilgiye ulaşmak tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar kolay olmadı.

Kitaplar, dijital platformlar, televizyon programları, seminerler, sosyal medya içerikleri...

Bilgi çoğalıyor.

Fakat aynı oranda ahlakın, güven duygusunun ve temsil gücünün arttığını söylemek kolay değildir.

İnsanlar dini konuşuyor; fakat gündelik ilişkilerde doğruluk, dürüstlük ve merhamet beklentilerinin karşılanmadığını düşünüyor.

Kur'an okunuyor; fakat onun adalet, emanet, kul hakkı ve ahlak ilkelerinin sosyal hayatta daha görünür olması gerektiği yönünde yaygın bir beklenti bulunuyor.

Çünkü İslam yalnızca inanılacak değil, yaşanacak bir hakikat iddiası taşır.

Ticarette dürüstlük...

Ailede sadakat...

Komşulukta merhamet...

Yönetimde adalet...

İlimde hikmet...

İslam'ın temel ilkeleri bunlardır.

Bu ilkeler hayatın merkezinde güç kazandıkça toplum da güç kazanacaktır.

Modern Dünyanın Meydan Okuması

Bugünün insanını yalnızca okul eğitmiyor.

Televizyon, dijital platformlar, sosyal medya, reklam sektörü, popüler kültür ve tüketim alışkanlıkları da güçlü bir eğitim mekanizması hâline gelmiş durumda.

Çocuklar ekranlarla büyüyor.

Gençler çoğu zaman dijital içerik üreticilerini daha yakından takip ediyor.

Toplumsal değerlerin oluşumunda medya ve dijital kültürün etkisi her geçen gün artıyor.

Bu tablo karşısında yalnızca daha fazla konuşmak yeterli olmayacaktır.

Esas ihtiyaç; güven veren şahsiyetler yetiştirebilmektir.

En Büyük İhtiyaç: Temsil Gücü

Toplumun bugün en fazla özlediği şey, anlattığını yaşayan örnek insanlardır.

Çünkü sözün etkisi, onu söyleyen kişinin hayatıyla güç kazanır.

Samimiyet, güven üretir.

Güven ise toplumsal dönüşümün en güçlü sermayesidir.

İslam medeniyetinin tarih boyunca yetiştirdiği büyük şahsiyetler yalnızca eserleriyle değil; hayat tarzlarıyla da insanlara örnek olmuşlardır.

Mütevazı yaşamışlar...

Adaletten taviz vermemişler...

Hakikati makamın önüne koymuşlar...

İlmi ahlakla birleştirmişlerdir.

Bugün de toplumun ihtiyaç duyduğu şey, öncelikle bu temsil gücünün yeniden inşasıdır.