Yobaz Almanya Bin yüzlü İngiltere

Cuma günkü yazımızı Türkiye-İngiltere ilişkilerinden bahisle bitirmiştik...
İngiltere, geçen 3-4. yüzyıl içinde her duruma göre yeni bir yüz takınarak otoritesini kullanırken, 1800'lü yılların sonlarından itibaren zaman içinde sömürgelerini kaybede kaybede II. büyük savaştan sonra ABD karşısında iyice güç ve mevzi kaybederek görece olarak etkisizleşmiş durumdadır. Buna rağmen hala dünya dengelerini gözeterek menfaatlerini korumaya çalışmaktadır, tabii ki...
Mesela; ABD/İsrail-İran savaşından sonra, ABD'nin İran'a karşı Körfez ülkelerini yeterince korumadığı; bu nedenle bu ülkelerin ABD ile ilişkilerini sorgulaması söz konusu olduğunda; İngiltere hemen oradaki yerini aldı, keza Irak'ta da yeni bir üs kurmakta olduğunun söylenmesi de bu minvalde değerlendirilebilir.
Bütün bunlar olurken kuşkusuz İngiltere basını da hükümetin politikaları doğrultusunda yayın yapmaktadır...
Buna karşılık Almanya'daki basın ise tıpkı devlet erki gibi yobazlığına devam etmektedir.
Geçenlerde basına yansıdı; birçok yayın organına sahip olan Alman Axel Springer yayın kuruluşu, bizzat CEO'sunun ağzından kayıtsız-şartsız, amasız-fakatsız Yahudileri/İsrail'i desteklemeye devam edeceklerini, çalışanları arasında bu misyonu paylaşmadığını gördüklerini hesapsız-kitapsız kapının önüne koyacaklarını söyledi...
Yani, sizin anlayacağınız Alman aklının kabalığı ve yobazlığı elan devam etmekte... Ve görünen o ki Almanlar yeni bir savaş yaşamadan tavır değiştirmeyecekler gibi... İLGİSİZ GÖRSENİZ DE BİR EKBilinçli olarak, bulutla ilk dansımı Kaçkar Dağları'nda yaşamıştım.
Rahmetli Nihat Genç'in, Hakan Albayrak'la beraber sadece üç sayı yayınlanacağını, sadece Nihat Genç ve Hakan Albayrak'ın yazılarına yer verileceğini söyleyerek çıkardıkları ÇETE Dergisi'nin de 'Borçka Yaylalarında Gürcü Kızları Çiçek Topluyordu' başlıklı yazısını okumuştum. O yıl bir fırsat doğdu, ailemle birlikte atladım arabaya ve Nihat'ın anlattığı yerleri görmek üzere yollara düşmüştüm. İşte o yayla yollarında bizi kesif bir sis karşılamıştı... Sis aşağıdan yukarı doğru çıkıyordu... Keza biz de tırmanıyorduk... Kah aracımızı yavaşlatıp sisin bizi geçmesini izliyor, kah hızlanıp biz sisi geçiyorduk...
Şimdi, şu an, sis ile yarışmıyorum, fakat oturduğum balkonda sisin kah dikey, kah yatay hareket ederek karşı yamaçları kah görünmez, kah görünür kılışını izliyorum...