Cumhuriyet kurulduğunda koskoca Osmanlı'dan 12-13 milyon insan kalmıştı. Onların da neredeyse %90'ı köylerde yaşıyordu.
Köylü milletin efendisi türünden söylemler bir hakkı teslimden öte köylünün, köyde kalmasına müteveccih sloganik ve ideolojik çabalardı. Güya 'efendi' olan köylü şehre inmeye kalktığında varoşlarda tutuluyor, şalvarı ve poturu nedeniyle merkeze sokulmuyordu...
Ülkenin geçimi çok büyük oranda tarıma dayalı olduğu için ne yapıp-edip köylü köyünde tutulmalıydı...
Zira özel sektör eliyle yapılan sanayileşme girişimleri devlet tarafında önleniyor, sanayi müteşebbisleri ya ortadan kaldırılıyor ya da müteşebbislerin malına-mülküne çökülüyordu.
Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş, Nuri Killigil, Satvet Lütfü Tozan, Ahmet Hamdi Başar (Limancı Hamdi), Şakir Zümre ve yol verilse idi daha niceleri;
Dünya ile beraber uçak, otomobil, silah, top, tüfek, traktör vs. üretecekken eli kolu bağlanıyordu, Türk milletinin...
Böyle olunca hem köyün fetişleştirildiği hem de yerildiği bir 'köy edebiyatı' teşekkül etti.
Söz konusu edebiyat, bir yanıyla zaten sosyolojik analizlerle doluydu ama zamanla müstakil sosyolojik çalışmalar da yapıldı.
Bu durum, Demokrat Parti iktidarından sonra ufaktan başlayan sanayi alanındaki kıpırdanmalar nedeniyle, gurbet göçü başlayıncaya kadar sürdü.
Gurbet göçüyle şehrin periferinsine inen insanların çok azı ortaokul, çoğu ilkokul mezunlarıydı. Bütün amaçları sigortalı bir işe girmekti.
Ayrıca köyden şehre inenler kelimenin tam anlamıyla seferi idiler. O günkü şehirlilerin hadari olup olmadığı bahsi diğer.
Şöyle düşünelim, diyelim ki 18-20 yaşlarında sigortalı bir işe başlayanlar o günler için en uzun süre sayılacak 25 yıl çalışmış olarak, 43-45 yaşlarında emekliliğe hak kazandılar.
Zamanla bu erken yaşta emekli olan genç (!) insanlar, başlangıçta yaz aylarını, mahsul zamanlarını, daha sonra çoluk çocuğun bağımsızlaşması, kendi ayaklarının üzerine basması nedeniyle yılın büyük bir kısmını köyde geçirmeye başladılar.
Bunlar, başlangıçta, varsa baba evini kullandılar, zamanla hem bağımsızlaşmak hem de eski evlerin sağlamadığı konforu da elde etmek için yeni kendi evlerini yapmaya başladılar. Yeni bir sınıf, yeni bir inşaat furyası...
Böylece köylerde yeni bir sınıf oluşmaya başladı; karı-koca çekirdek aileye inmiş, çocuksuz, belli bir yaşın üstünde, lakin gücü kuvveti yerinde emeklilerden oluşan bir sınıf...
Bir kere bunların hepsinin bir emekli maaşı vardı. Herkes en azından kendisine yetecek kadar sebze yetiştirme imkanına sahipti. Karadeniz'deki fındık gibi bir de kazanca çevirecekleri bir ürün yetiştirmeleri/yapmaları da mümkündü.
İsterseniz tadat edelim; sabit gelir elde bir, artı tarımsal üründen elde edilen kazanç, onun yanında meyve-sebzeye doğru dürüst para verilmiyor, yol parası yok, kahvede arkadaşlara ısmarlanan çay-kahve parası yok.
Böylece ancak şehrin varoşunda yaşayabilen insanlar köyde görece iyi gelirli birisi haline geliyor...
Mesala; 2000'li yılların başlarında benim köyümde sadece toplu taşıma hizmeti gören iki araç varken; bugün 150-200 haneli köyde araç sahibi olmayanların sayısı iki elin parmaklarını geçmez.
Bunlar tam anlamıyla yeni sosyal bir sınıf...
Uzun yıllar şehirde yaşamış/çalışmış olmalarına rağmen tam şehirli olduğu söylenemez; erken yaşta köyden çıktıkları, hatta kimisi şehirde doğduğu için köylü olmanın kodlarını da kaybetmişler. Arada-derede, arafta kalmış bir kitle...
Böyle olunca ortaya ne şehre ait olmayan ne köye dair olamayan gariplikler çıkıyor sık sık.
Mesela birisi, yeni bir yol açılmasına karşı çıkıyor ama hasbelkader o yol açılınca herkesten çok o kullanıyor. Öyle ki bir öteki sadece kendi evine giden yolu dahi taş toprakla kapatıveriyor.
İnsani ilişkiler ise evlere şenlik...
Hakkını yemeyelim, cenazelere eskisi gibi, bütün köylü katılıyor. Şimdilerde köylüler dahi düğünlerini kasabadaki salonlarda yaptığı için, düğün üzerinden bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Eski imeciler de yok tabii. Bırakın imeceyi 'kanka' olan bir-iki aile dışında bir araya gelip çay içmek dahi nostaljik takılma sayılıyor. Bu arada, Karadeniz'in çoğunda olduğu gibi, bizim köyde de 'köy odası' yok. Yani insanların doğal olarak bir araya gelmesi zor. Muhtemelen dijital teknolojinin de sayesinde herkes içine kapanmış bir biçimde yaşıyor... Buna bir de coğrafi şartlar nedeniyle evlerin dağınık yapıldığını ilave edin...
Bu arada; Ak Parti'nin ilk iktidar yıllarıydı... 'Köydes' diye bir uygulama başlatılmıştı... İşte o günlerin birinde Ak Parti tam kadro Karadeniz Sahil Yolunu açmak için toplanmış, Samsun'dan yola çıkmıştı...

10