1
Yeni Köy Sosyolojisi hakkında yazdığımız ilk yazıda köylülerin sebze ihtiyaçlarını kendilerinin karşıladıklarını bunun için herhangi bir harcamada bulunmadıklarını söylemiştik.
Ne var ki aynı şeyi hayvansal ürünler için söylemek mümkün değil. Gerçi yıl on iki ay köyde kalanlardan bazıları kendilerinin, hatta şehirde yaşayan çocuklarının yumurta ihtiyacını karşılayacak kadar tavuk yetiştiriyor, lakin ineği olan köylü neredeyse hiç yok.
Eski (eski dedimse bundan 30-40 yıl öncesi) köy/köylü ile yeni köy/köylü farkının en bariz ortaya çıktığı yer burası. Eskiden her evin, hane nüfusuna ve ailenin maddi gücüne bağlı olarak 2 ila 5 arası ineği olurdu. Böylece köylü süte, yoğurda, tereyağına, çökeleğe, kaymağa, vs. para vermediği gibi; özellikle tereyağını satanlar da olurdu.
Şimdi ise köyde hayvan besleyen ya hiç yok ya da bir-iki yetiştirici var ki o da köyün ihtiyacını dahi karşılayamıyor, bu nedenle köylü şehirli gibi sütü, yoğurdu, tereyağını marketten alıyor.
Hayvanın varlığı veya yokluğu özellikle kadınlar açısından çok ayırt edici bir özellik.
Hayvan bakımının, zorluğu yanında sosyal statü açısından da belirleyici bir rolü var. Zira hayvan bakımı kemre (inek dışkısı-tezek) ile haşır-neşir olmak anlamına gelir. Oysa artık kimse kemre ve sazak (sulu dışkı) ile anılmak istemiyor/istemez.
Böyle olunca ineksiz bir köylü profili ortaya çıkıyor...
2
On iki ay memlekette kalan (bakın bu sefer 'köy' değil 'memleket' dedim) köylüler için yeni bir olgu da 'soba'sızlık durumu.
Kışın soğuk günlerinde, evi sıcak tutmak için, hafta yedi gün, gün yirmi dört saat sobayı yanıyor vaziyette tutmak yeni köylü sınıfının bireylerine zor geldiğinden, bir kısım köylü kasabada bir daire satın alıyor ve kışı kasabada geçiriyor. Hele doğalgaz geldikten sonra bu akım daha da yaygınlaşıyor.

3