Yeni Köy Sosyolojisi/3

1

Yeni Köy Sosyolojisi Hakkında Bir Deneme' başlıklı yazımıza en sert tepki bizim Rıza'dan geldi.

Rıza'ya göre biz; başta kiralar olmak üzere büyükşehirlerde yaşamayı neredeyse imkansız hale getiren hükümete yardımcı olmak, yol göstermek istiyormuşuz.

İnsanları köy hayatına özendirerek hükümet üzerindeki baskısının hafiflemesine sebep oluyormuşuz...

Oysa; yazdıklarımızın Rıza'nın söylediği/ima ettiği şeylerle hiç ilgisi yoktu, hiç aklımıza bile gelmemişti... Sadece bir gözlem yapmış birkaç fotoğraf çekmiştik o kadar...

Fakat sonra düşündüm;

Ve dedim ki; neden olmasın

Eğer hayat bir 'oyun' ise ve oyun nihayetinde kurgudan/planlamadan ibaretse, planlama gereği bu tür işler neden yapılmasın

2

Meseleye iki açıdan yaklaşabiliriz.

Birinci bakış; ekonomik hiçbir sıkıntı olmasa da şehirde yaşamanın ekstra bir maliyeti ve kendine has bir sıkıntısı hep var olagelmiştir. Şehirde insan bir bunalım içinde yaşamak durumunda olmakla; şehirden çıkış bir anlamda bu bunalımdan kaçış anlamına gelecektir.

Kaldı ki; şehirlerimiz dahi giderek şehir olmaktan çıkıyor büyük bir hızla. Şehir büyüdükçe ve kimliksizleştikçe insanlar da sıradanlaşıyor, herkesleşiyor ve hatta giderek silikleşip kayboluyor.

Mesela şehre ait olan ticaret büyük bir hızla şekil değiştiriyor, kadim iktisat işlevini yitirip değersizleşirken, yerini istemese de internet alışverişine bırakıyor.

Düne kadar şehir dediğin ticaretin ve mabetlerin etrafında halka halka genişleyerek doğal bir şekilde oluşurken, şimdilerde şehir, tamamen konut gettosuna ya da ticaret blokuna indirgeniyor... Her ikisinin kapısından da ancak kimlikle geçiş yapılabiliyor, yani herkesin kendisine yer bulabileceği agoralı şehirler yok oluyor.

'Akıllı' dediğimiz binalar şehrin ruhunu zorla söküp alıyor sanki...

Öyleyse böyle bir şehir hayatından insanları köye çağırmanın ne mahsuru var ki...

Eğer hükümetler, bu şartlar muvacehesinde insanların şehirlerden köylere geçmesini istiyor ve teşvik ediyorsa bu hiç de yadırganacak bir durum olmayıp, aksine takdiri hak eden bir uygulama bile sayılabilir...

3

İkinci husus ise daha hayati önem taşıyor.

Her ne kadar biyoteknoloji 'et'in dahi sentetiğini yapmış olsa da; insan türünün varlığını koruyabilmesi/sürdürebilmesi için hala toprağa ve toprağın verdiklerine ihtiyacı vardır. Bu da ancak köy hayatının devamı sayesinde sağlanabilir.

Bakmayın! Öyle koca koca doktrinlerin toplumun %5'inin köylerde yaşaması yeterlidir deyişine;

Bir kere bunu söyleyenler nüfusun geri kalan %95'inin şehirde ne yapacağının cevabını vermekten acizdir.

Hadi eğitim yaşını 25'lere çıkararak nüfusun önemli bir bölümünü istihdam ve üretimin dışında tuttunuz;

Diyelim belli bir yaştan fazlalarını bakım evlerine mahkûm ettiniz.

Yapay zekanın gittikçe geliştiği ve insanların işlerini elinden aldığı bir ortamda geri kalanına istihdam edebilecek misiniz

Diyelim bir şekilde istihdamı hallettiniz, bu çalışanlara, geride kalan çalışmayanlara bakabilecek ücret verebilecek misiniz ya da bu kişilerin üretiminden elde ettiği hasılayla devlet, çalışmayanları şehir şartlarında bakabilecek mi

Oysa hayat hala dört şey ile kaim;

Su, toprak, hava ve ateş.

Mesele, bu dört şeye kendimizi de eklemleyebilmekte... Şehirde bu ne kadar mümkün

O dört şeyle kaim olan hayatı hamdolsun ki; hala köylerde sürdürmek mümkün.

Umulur ki; İslam fıkhındaki 'farz-ı kifaye' fehvasınca, köylerde belirli kişilerin su-toprak-hava-ateş ile birlikte hayat kurmaları bütün toplumun görevini yerine getirmişlik duygusu oluşturur. Ancak bu hususta da dikkat edilmesi gereken incelikli bir husus vardır; nisap miktarını yakalamak; kim, hangi bilimsel yöntemlerle belirleyecek bu oranı; bizce asıl acil cevaplanması gereken soru bu. Zira nisap miktarı yakalanmamışsa o edinim yerine gelmiş sayılmaz. Hani en basit dernek toplantısında dahi, toplantının başlaması için nisap aranır...