1
Geçen pazar günkü yazımızı, "yeni model" ile ilgili teorik tartışmaları biraz daha sürdürmek istediğimizi belirterek bitirmiştik. Bu cümleden hareketle, bugün sizi Mahir Ünal'ın Bronz Süvari kitabından alıntılanılan bir metinle buluşturmak istedik.
Metni tırnak içerisine almadık; çünkü akademik sayılacak bir dil ile yazılmış metnin günlük-gazete-köşe yazısı diline çevirebilmek için bazen kelimeleri değiştirdik, bazen de ekleme veya çıkarma yaptık...
2
Modernlik, insanı ölçülebilir, kontrol edilebilir ve yönetilebilir bir kaynak olarak görür.
Modern iktidar, insanı önce "işçi" ve "vatandaş"; sonra "tüketici", bugün ise "profil" olarak bir çizgiye yerleştirdi.
İnsan, biricik (özel yaratılmış) bir varlık olmaktan çıkıp bir "iş gücü", bir "nüfus", bir "ırk kategorisi", bir "hammadde taşıyıcısı" haline indirgenince; merhametin yerini verim, adaletin yerini çıkar, hakikatin yerini de etki alır oldu.
Batı modernliği, insanı dünyayı dönüştüren bir özne olarak yüceltirken, aynı anda onu "yönetilebilir" bir nesneye indirgeyen kurumsal bir aygıt üretmiştir. Bu aygıtın dili kayıttır, envanterdir, istatistiktir, dosyadır, rapordur, performans grafiğidir, risk skorudur; kısacası "sayı"dır. İnsan, modern devlet için "nüfus"; modern ekonomi için "iş gücü" ve "tüketim birimi"; modern dijital düzen için ise "davranış verisi"dir. Bu dillerin hepsi ortak bir varsayım taşır: İnsan, ölçüldüğü kadar bilinir; bilindiği kadar yönetilir, yönetildiği kadar verimli kılınır...
İslami anlayışa göre:
İnsan, "eşref-i mahlûkat" olarak yalnızca yapan bir varlık değil; muhatap olan, niyet taşıyan, sorumluluk yüklenen ve eylemlerinin hesabını veren ya da verecek olan bir varlıktır. İnsan, ünsiyet eden ve ilişki kuran bir varlıktır. Bu tasavvurda, insan tanımının merkezinde akıl ve kalp; yani irade, niyet, merhamet, utanma ve adalet duygusu vardır. İslam'a göre bizatihi insanın kendisi "emanet"tir; sahip olunan bir şey, taşınan bir yük veya tüketilen bir "kaynak" değildir. Korunması gereken bir kıymet, muhatap alınacak bir varlıktır.
Moderniteye göre ölçülemeyen yok hükmündedir; duygu ancak pazarlanabilir olduğunda anlamlıdır, merhamet PR'a dönüştüğünde değer kazanır, acı ise tıklanabilir bir hikaye olduğunda dolaşıma girer.
3
İslami çerçevede ise insan, salt ölçülebilirliğe indirgenecek bir nesne değil; niyet, vicdan, merhamet ve emanet bilinci gibi sayıya gelmeyecek hasletlerin toplamıdır.
İnsan mülk değil, emanettir; emanet ise bütün bir siyaset ve iktisat düzenine sınır çizer.
İslami tasavvurda devlet, hiçbir konuda hakikatin sahibi değildir; hakikatin çizdiği sınırlar içinde adaletin koruyucusudur. Devlet, "Hakikati ben temsil ediyorum." demez; "Adaleti ben tesis edeceğim." demek mecburiyetindedir.

21