DÜZELTME VE ÖZÜR: Cuma günkü yazımızda milletvekili aday listesi bağlamında 16. ve 17. sıralardan bahsetmiştik. Doğrusu 11. ve 12. olacaktı, düzeltir ve özür dileriz.
1
Geçen pazar günkü yazımızı; yeni, bize özgü ekonomik bir sistem kurmak mümkün değil mi.. sorusuyla bitirmiştik.
Hamdolsun ki sorumuz cevapsız kalmadı. İlk tepki, aynı WhatsApp grubunda bulunduğumuz eski Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay'dan geldi ve bu hususta yaptığı çalışmalarını paylaştı. Daha sonra ise eski Bilecik Milletvekili ve Tarım Kredi Kooperatifi Başkanı Fahrettin Poyraz, bizim sorumuz çerçevesinde değerlendirilebilecek bir çalışmayı bizimle paylaştı.
"Yeni ve bize özgü ekonomik bir model mümkün mü" bağlamında bir tartışma başlatmak ümidiyle, söz konusu çalışmaları sizlerle de paylaşmak istiyoruz.
2
Köşemizi değerli dostlarımızın çalışmalarına tahsis etmeden önce, bir hususun altını hassaten çizmek gerekiyor.
Her ne kadar Mehmet Görmez Hoca bir video konferansında 'İslam' ile 'İslami' olan arasındaki farkı mahirane bir şekilde ortaya koymuş olsa da; bize göre, başka birçok sahada olduğu gibi, ekonomik bir modeli de 'İslami' diye isimlendirmek doğru olmaz.
Zira;
1- Bir sistemi/yapıyı/modeli 'İslami' diye nitelendirdiğimizde o sahadaki seçenekleri imkansızlaştırmış oluruz. O konuda yapılabilecek yeni çalışmaların önüne tıkarız. Bu hususta İslam'ın emrettiği sadece budur demek gibi bir yanlışın içine düşeriz.
2- Sistemin varid ve muhtemel hatalarının İslam'a hamledilmesine sebep oluruz.
3- Müslümanların aklıyla ve eliyle geliştirilmiş da olsa, bugünün dünyasında, herhangi bir sistem, paradigma sadece Müslümanlara has kılınamaz, bütün dünya insanlığına açık olmak durumunda olup, herkesi kapsayacak bir teklif olmalıdır. Bu nedenle kısıtlayıcı isimlendirmelerden ve tanımlardan kaçınmak gerekir.
3
Bizimle paylaştığı notlardan ve çalışmalardan anladığımız kadarıyla, Hasan Fehmi Kinay sistemini üç kavramın üzerine oturtuyor: Ahlak, denge ve bereket.
Kinay'ın burada sözünü ettiği ahlak, öyle modern düşüncenin ortaya koyduğu biçimde hayatın bir cüzü/parçası değil; insan hayatının tamamını kuşatan bir ilkedir. Dolayısıyla kazanmak, tüketmek, tasarruf etmek ve paylaşmak gibi ekonomik tutumlar ve faaliyetler de ahlakın dışında olamaz, ahlakı görmezden gelemez.
Dengeli olmak mecburiyetinde. Zira her ne kadar istekler sınırsız gibi gözükse de dünyanın kaynakları sınırlı olduğu için insana düşen her zaman imkan ve ihtiyaç dengesini kurmak ve gözetmektir.
Ahlaka uygun bir ekonomik model sadece iktisadi bir tutum olarak kalmaz, bu vasfıyla hayırlı bir işe, hatta ibadete ve Hakk'ın rızasını talebe dönüşür. Bu tutum ise bereket kavramının devreye girmesine sebep olur...
Ahlak, denge ve bereket üzerine kurulan bir sistemde ekonomik faaliyet kişinin ne kadar kazandığı ve tükettiği ile yetinmez, nasıl kazandığına ve tükettiğine de bakar.

18