1
Belli ki Yusuf Akçura o meşhur makalesini bizzat yaşadıklarından ve gözlemlediklerinden yola çıkarak kaleme almış.
Fransız ihtilalinden sonra, önce Avrupa'yı ve dolayısıyla dünyayı; sekülerizm, aydınlanma ve bireyselleşme izleğinde uluslaşma ve ulus devletlerin kurulması süreci sarmış bulunmaktaydı.
Bu gelişmelerden en çok etkilenenlerden biri de Osmanlı Devleti idi. Zira, bildiğiniz gibi Osmanlı farklı asabiyeden ve farklı inançlardan meydana gelen bir milletler topluluğu idi...
Osmanlı, uhdesindeki unsurların dağılmasını önlemek için önce 'Osmanlıcılık'a sarıldı. Fakat farklı dinlere sahip olan özellikle Balkan unsurlarının bünyeden kopmasını önleyemedi.
Sonra 'İslamcılık' dedi; bari Müslümanları bir arada tutayım diye;
Kısa zamanda o da işlevsiz hale geldi. İster dışarıdan gelen teşvik ve yardımlar ile ister kendi istekleriyle özellikle Müslüman Araplar Osmanlıdan koparak uluslaşma ve devletleşme yolunu seçtiler.
Osmanlı elitlerine bari Anadolu'da tutunabilmek için kala kala Türkçülük kalmıştı...
(Arapların Osmanlıdan kopmasıyla mı Türklük başladı, yoksa merkezde Türklük başlayınca mı Araplar koptu tartışması başka bir mevzu...)
Osmanlı üç tarzı siyaseti mecburen, şartlar gereği artarda, birini ötekinin yerine ikame ederek ve sonraki öncekine karşıt bir biçimde tedavülde tutmaya çalıştı.
2
Bugün Türkiye bu üç siyaset tarzını aynı anda, birbirlerine karşı zıtlık oluşturmadan birisi öteki aleyhine alan açmaya kalkışmadan uygulamak durumundadır/uygulayabilir.
Bu üç siyaset tavrını aynı anda uyguluyor/uygulayabiliyor olmak Türkiye'nin hızına hız katacaktır, buna derinden inanıyorum.
Bir: Dünkü 'Osmanlıcılık' anlayışını Türkiye bugün 'Türkiyelilik' şeklinde uygulamalıdır/uygulamaktadır. ('Türk' mü, 'Türkiyeli' mi tartışmasına girmeye hiç niyetim yok) Bugün birisi Türkiyeli olduğunu söylüyorsa resmi Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının içinde olmayı ve bu sınırlar içinde farklı alt kimliklerin varlığını kastettiği kadar; şimdilik Suriye-Irak-Lübnan-Kıbrıs'tan müteşekkil olan coğrafyayı da kastediyor/kucaklıyor demektir, öyle olmalıdır.
Bu şekilde davranmanın Türkiye'ye ve bölgeye artı neler kazandırabileceğini oturup düşünmeliyiz derim.
İki: 'İslamcılığı' aynen kullanabiliriz. Bu kavramı bütün dünya Müslümanlarıyla işbirliği yapmak olarak anlayabileceğimiz gibi; hassaten merkezine Kudüs'ü yerleştirdiğimiz daha özel bir alana işaret olarak da değerlendirebiliriz. Böyle bir alan daraltması günümüz gerçeklerine daha da uygun düşebilir.
Üç: Türkçülük; bugünkü dünya konjonktüründe Türkiye'nin ırkçılık derekesine düşmeden Türkçülük yapması oldukça akılcı ve pragmatik bir yöntem olarak ortada durmaktadır. Makul sınırlar içinde Türkçülük Türkiye'nin önüne Türki Cumhuriyetler ile organik ilişkiler kurma, işbirliği imkanı oluşturma ve Adriyatik'ten Çin Seddi'ne bir ve beraber hareket eden bir Türk hattı oluşturma imkanı doğuracaktır.
İşbirlikleri ve karşıtlıklar üzerinde var olan günümüz dünyasında bu muhteşem bir tablo olacak ve dünyanın her tarafından ilgiyle ve kıskançlıkla izlenecektir.