1
Ferden veya toplumsal olarak ne zaman büyük bir zorlukla karşılaşsak, bir daha çıkamayacağımız duygusuyla derin bir açmazın içine düşsek, ağır bir yıkıntıyla bedenimiz hırpalansa, ruhumuz ne zaman mengene gibi sıkışsa, ne zaman çaresizliği iliklerimize kadar yaşasak;
Bedir'i hatırlarız. Bedir'e dair "(oku/taşı/toprağı) sen atmadın. Allah attı" diyen ilahi kelamı hatırlarız.
Hatırlarız da, 'ok'un devreye girişi bizim çağrımızla mı, yoksa Allah'ın inayetiyle mi olduğunu pek düşünmeyiz.
2
Bedir'de Allah'ın yardımının hangi şartlarda geldiğini hatırlamamız gerekir. Müslümanlar var kalabilmekle karşı karşıyaydı. Buna rağmen kanlarını ve canlarını Allah'a ve Rasulüne feda etmek için kaslarındaki son güçle düşmana karşı koyuyorlardı.
Öyle ki; Allah'ın Rasulü "Ey Allah'ım! Eğer ehl-i İslam'ın bu topluluğu helak olursa artık yeryüzünde Sana ibadet edecek kimse kalmayacak" diye tam bir teslimiyet içinde Rabbine yalvarmaktaydı.
O Bedir ehli ki yarısı önde düşmanla çarpışırken yarısı geride namaz kılmıştı.
Yani tam bir teslimiyet, hilesiz-hurdasız derin bir samimiyet, eksiksiz bir adanmışlık, büyük bir cesaret ile düşmanla savaşırken Allah'ın yardımı gelmişti.
3
Çok tabii olarak, Müslüman olmamızın gereği olarak ne zaman darda kalsak Allah'ın yardımını beklemek hakkımız da;

4