Köyde olmak

1

'Mutlak bir sessizlik' cümlesi geçiyor içimden. Geçen yirmi aylık bir zamandan sonra hamdolsun yeniden gelebildiğimiz köyümde (Görele Terziali Köyü) her şey yerli yerinde; tepeler aynı tepe, vadiler aynı... Bizden önce bahar gelmiş, tomurcuklar meydana çıkmış, yeşil örtü şimdiden her yeri kaplamış... Yeşil ve beyaz yeşil ve sarı... sarı ve beyaz çiçekler (doğal) yeşil örtünün üzerine serpilmiş gibi görsel ziyafet sunuyor görmek isteyene... Dün gece daha sabahın dört buçuğunda kuş sesiyle uyanmıştım, lakin gündüz o seslerden hiç haber yok gibi... İstanbul gibi bir şehrin gürültüsünden sonra bu sessizlik yadırgatıcı gelmiyor da değil hani, ama bir-iki güne alışır bünyemiz/ruhumuz eminim...

Başka bir açıdan şenlendirdik buraları... Bizden bir gün sonra abim ve küçük kardeşim de geldi eşleriyle birlikte...

2

Biliyordum; böyle bir dinginlik süremezdi, bir şey onu bozardı, bozdu da..

3

Bir taraftan kendime serzenişte bulunuyorum; eve kalorifer yaptırmak, elektrikli araç için bahçeye aparat kondurmak, evin verandasına rüzgardan ve güneşten korunmak için tente yaptırmak gibi köy olmanın tılsımını bozan şeyler yaptırdığımız için... Öteki taraftan ise bunlar olmadan burada yaşamı sürdüremeyeceğimiz gerçeği ise katı biçimde kendisini dayatıyor.

Mezarlığa indim biraz önce; anama-babama selam verdim, ruhlarını şad etmeye matuf Fatiha okudum, dua ettim... Biliyorum, beni duymaları için (duyup duymayacakları tartışmasına girmeden) illa mezarlıktan seslenmek gerekmiyor. Lakin asırlar boyu imbiklene imbiklene, icra edile edile, tenkide uğraya uğraya gelmiş bir dua biçimini kişinin Yaratıcısıyla ilişki kurmak için mezarlıklardaki ölülerini vesile kılmasının ne mahzuru olabilir...

Bizim buralarda 'ahmak ıslatan' dediğimiz cinsten hafiften yağmur çiseliyordu; rahmet niyetine ellerimi açtım ve ıslak ellerimi ıslak yüzüme sürüp; dua ettim; milletin birliği-düzenliği, Müslümanların dirliği ve muzafferiyeti, Gazze, Doğu Türkistan ve İran halklarının zafere erişip özgürlüklerini kazanmaları için dua ettim ıslak ıslak... Islak ıslak Yaradan'ın affediciliğine sığındım; eşimin-dostumun, çoluk-çocuğumun saadeti, huzuru, muhabbeti için dua ettim...

Ayrıca; yirmi ay sonra yeniden buralara gelebilmemize müsaade eden Rabbime sonsuz şükranlarımla yüreğimin sessiz sevinç çığlıklarını gönderdim...

Ne zaman buralara gelsem; dereden-tepeden-vadiden-düzlükten, bayırdan-bucaktan; yeşilden; yeşilin tonlarından... Zamanında bölgede var olan kıtlık nedeniyle keşfedilip mutfağa sokulan bitkilerden/sebzelerden bahsetmeyi bir borç bellemişim. Dün insanlar mecburiyetten diken uçlarını (merucan) toplayıp kah sade, kah yumurtayla yaptıkları kıtlık yemeği, bugün bölge insanlarının nostaljik olarak tercih ettiği bir taam haline gelebiliyor... Baldıran, hoşuran, ısırgan ve daha niceleri aynı fasıldan söz edebileceğimiz bitkiler...

Bir de; yaz meyve ve sebzelerini kışa saklamak için başvurulan turşu çeşitleri... Başta fasulye olmak üzere, pazı, galdirik, taflan (kara yemiş) vs. bu turşular arasında, kiraz turşusu dahi var sizin anlayacağınız...

Yeri gelmişken size bir de 'fırın fasulyesinden' bahsetmek isterim. Bizim bölgemizde güneşin ne zaman gidip geleceği, görünüp kaybolacağı belli olmadığı için insanlar yazın yetiştirdikleri sebze ve meyveleri fırında kurutup kışa saklarlar, kışın o fasulyeyi taze fasulye niyetine yemenin lezzeti bir başka olur...

Benim evimin bahçesinde de bir fırın var. Onu zaman zaman, Harun emi pide yapmak için, güveç pişirmek için kullandığı gibi söz konusu sebze ve meyveleri de kurutmak için kullanırız...