Her yanımız yeşil

1

Dünya Futbol Şampiyonası'nın ilk maçı biteli epey olmuştu... Vakit ilerlemişti... Ne de olsa yol yorgunluğu vardı... Balkona çıkıp, mezarlıktakilere selamımı verme ve geldiğimi haber etme zamanıydı...

Allah'a hamdolsun ki yeniden köydeyiz...

2

Uçak, Ordu-Giresun havaalanına iniş için alçaldığında aynı anda, aynı soruyu sorduk birbirimize, eşimle;

Deniz nasıl böyle bir renk alabiliyordu... O hep mavi olarak bildiğimiz deniz, yeşile boyanmıştı...

Anlaşılan; dipten doruğa yeşile kesmiş tabiatın sureti, pul kadar bulut barındırmayan göğe yansımıştı. Gökyüzü de bir ayna görevi üstlenerek o yeşili denize düşürmüştü...

Sizler şimdi; 'dört yanımız yeşil' gibi bir cümle bekliyorsunuz... Yok, yok... Dört yanımız değil her yanımız yeşil...

3

Sahil yolundan köy yoluna saptığımızda bizi almaya gelen kardeşim, sol yanımızda akan dereyi (Çanakçı Deresi) göstererek: "Neredeyse suyu kesildi..." demişti... Bir-iki kilometre ya gittik ya gitmedik... Birden dereden ses gelmeye başladı... Baktık ki dere yatağı kıyı kıyıya dolmuş, üstelik çamur rengindeydi... Anlaşılan yukarılara çok yağmıştı... Doğada olmanın güzel taraflarından biri de bu... Birçok şeyi oluş anında, dönüşüm esnasında görebiliyorsun... Hatta seyirci olmaktan çıkıp içine dalıyorsun alemin...

4

Nedendir bilmem

Öteden beri köy camisinde kıldığımız cuma namazlarında, o cumaya ait coşkuyu bir türlü yaşayamıyorum. Sanki insanlar bir yerlerden toplanmış ve buraya getirilmiş gibi... Sanki birbirlerini hiç tanımıyorlarmış gibi... Bir de hoca, yazılı hutbe metnini koşar gibi okuyunca; iki rekat farz namazdan sonra kendimi hemen dışarı atasım geliyor...