'Entropi'nin bize söylediği

(ÖN NOT: Okuyucularımız haklı olarak; farklı kavramlarla kendini tekrar edip duruyorsun diyebilir. Olsun. Hayat zaten tekrardan ibaret değil mi ki)

1

Fizikçilere göre 'entropi' termodinamiğin ikinci yasasıdır.

Birinci yasa; evrende enerji sabittir ve dengededir.

Entropi yasasına göreyse, evrende enerji miktar açısından sabit olsa da dengede değildir. Su misali (malum evrende su miktarı sabittir, farklı formlarda olması ve bulunduğu yer itibarıyla değişkenlik gösterir) değişken ve akışkandır. Akış ise çoğunlukla düzensizliğe/kaosa doğrudur.

Yani, kainatta her şey, ama her şey dağılma ve bozulma eğilimindedir, her sistem içsel olarak rastgelelik ve düzensizlikle maluldür.

Bu bağlamda, kainatta ya da herhangi bir sistem içinde entropinin artması, bozulmanın artması çoğalması sistemin sonunun gelmesine işarettir. Burada bilinmesi gereken bir sistemde entropi artarken evrenin başka yerinde aksine bir gelişmeye sebep olmasıdır. Mesela; bir bölgede yapılan bir baraj; bölge insanları için elektrik ve su temini iken; doğada bir bozulmaya işarettir. Tersi de mümkündür.

Zihnin bilebileceği/tasavvur edebileceği en büyük entropi atağı/sonucu; evrenin sonunun kaçınılmazlığıdır. Evren kurulduğu andan itibaren entropi negatif enerji üretmeye başlamış olup, an gelecek bu enerji kontrol edilemez olacak ve evren kendi kendisini patlatacaktır.

2

Yukarıdaki tezleri İslam literatürüne göre anlamlandırmaya çalışırsak;

Evren/tabiat 'mümkün varlık'tır, yani sonradan olmuştur/hadistir. Yani ezeli değildir dolayısıyla ebedi de değildir.

Dolayısıyla her sistem var olunduğu anda, yoklukla da mündemiçtir.

3

İnsanlık var olduğu andan itibaren sistemler kurmuş; entropiyi/negatif enerjiyi kontrol edebildiği oranda sistemin/devletin uzun yıllar yaşamasını sağlamıştır.

Ya da meselenin hiç farkına varamamış, söz konusu enerjiyi yönetememiş, tamamen akışına bırakmış, böyle olunca da kısa sürede yok olup gitmiştir.

Bizim bugün söz konusu edeceğimiz ise, devletler düzeyinde entropiyi dile getirmektir.

Mesela; bu gerçeği bilip ona göre davranmasını beceren Endülüs 800 yıl, Osmanlı 600 yıl, Çin binlerce yıl, keza Roma İmparatorluğu yüzyıllarca yaşamayı becerebilmiştir.

Buna karşılık, Büyük İskender tarihin gördüğü en savaşçı ve en cengaver kral olmasına rağmen imparatorluğu daha o hayattayken dağılmıştır, hatta daha inşa aşamasındayken bir taraftan yıkım başlamıştı.

4

Günümüze geldiğimizde ise, 4-5 asırdır dünyaya hakim olan Batı medeniyeti artık gözle görülebilir seviyede entropi biriktirmiş olup, yok oluşa doğru hızla ilerlemektedir.

Burada can alıcı soru şu;