Devlet-i ebed müddet

Osmanlı'da devlet bekası için adalet şartıydı, İslamcılar da bunu anladı—peki ahlaki dış politika ile devlet kudretinin arasında çatışma olmaz mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Türkiye'nin İslamcı hareketin devlet karşıtlığından Erdoğan döneminde devlet ile barışmasına geçişini, Osmanlı'nın adalet merkezli devlet geleneğinin yeniden üretilmesiyle açıklamaktadır. Çünkü yazara göre devleti adalet üzere ve ahlaki ilkeler çerçevesinde gözetmek, putlaştırmamak şarttır. Ancak bu dengeyi ayakta tutmak, halkın özneliğini koruyarak devlet gücünü meşrulaştırmak gerçekten mümkün olabilir mi?

1

Bizim ve bizden sonraki bir-iki neslin gözünde devlet 'ceberrut devlet'ti... Özellikle İslam'a karşı ve Müslümanlara hayat hakkı tanımayan bir yönetimdi. Siyasi iktidarlar değişse de asıl/derin devlet değişmezdi...

Bizim devlete karşı olmamız değildi önemli olan, asıl devletin bize karşı olması bizi yok edilmesi gereken mikroplar olarak görmesi meseleydi...

Gel zaman, git zaman, önce Millî Görüş hareketiyle sonra Ak Parti ile dünün devlet karşıtı İslamcıları bizatihi devletlu oldular...

Geldiğimiz berzahta eminim ki benim gibi birçok kişi acaba devleti fazla önemsiyor ve fetişleştiriyor muyuz diye düşüncelere dalıyordur ara sıra...

Acaba, devleti kutsamak bize atalarımızdan, Osmanlıdan miras mı kalmıştı. Türkiye İslamcılarının bir dönem yaşadığı devlet karşıtlığı açılıp kapanan kısa bir parantez miydi

Öyle ya; 'devlet, ebed müddet' diyerek Osmanlı kardeş katline bile fetva vermemiş miydi

2

Evet! Osmanlı, devleti yaşatmak/bekayı sağlamak için kardeş katline bile cevaz vermişti; lakin, 'devlet'i kutsamak/fetişleştirmekten alıkoymak için, kendine sarsılmaz bir inançla 'İ'la-yi Kelimetullah'ı rehber seçmişti... Yolunu bu meşale aydınlatıyordu... Ancak onun ışığını takip ederek menzile varabilirdi... 'Fetih' anlamını ancak onunla bulabilirdi... Eğer gaye İ'la-yi Kelimetullah değilse o fetih değil çapul/çapulculuk olurdu. Çünkü bilinmeyene/öteye kapı açmak ancak Allah'ın yardımıyla olabilirdi...

Kaldı ki, bununla da yetinmemişti Osmanlı; devletin ebediyen baki kalmasını bir de 'Adalet Dairesi'ne/'Daire-i Adliye'ye bağlamıştı.

Kınalızade Ali Efendi'nin formülasyonuyla tekrar etmek gerekirse;

1- Adldir mucib-i salah-ı cihan: Dünyada barışı, adaleti sağlar.

2- Cihan bir bağdır divarı devlet: Dünya, duvarı devlet olan bir bağdır.

3- Devletin nazımı şeriattır: Devleti ayakta tutan şeriattır/hukuktur.

4- Şeriate olmaz hiç haris illa mülk: Şeriat/hukuk ancak melik/devlet ile korunur.

5- Melik zapt eyleyemez illa leşker: Melik/devlet ancak asker/ordu ile hükmünü icra edebilir.

6- Leşkeri cem edemez illa mal: