Yazar, Kehf Suresi'nin 60-82 ayetlerindeki Musa-Hızır kıssasını yasal-kurumsal devlet ile derin devlet arasındaki ilişkiyi açıklamak için yorumluyor. Bu yorum klasik tefsir literatüründe benzer şekilde ele alınmadığını belirtirken, her iki yapının da bir devlet için olmazsa olmaz olduğunu, ancak Kur'an'ın bütün mesajında hukuki düzenin üstünlüğünün ön planda olduğunu savunuyor. Peki, Kur'an'ın bu kıssaya atfedilen mesajı gerçekten böyle mi okunmalı, yoksa yazarın içinde bulunduğu siyasi konjektür bu yorumu şekillendiriyor mu?
1
Tam da cuma günü 'devlet'e dair yazımızın yayınlandığı günde; mutat olarak her cuma namazı sonrası Çengelköy-Çınaraltı çay bahçesindeki sohbetimizde, Enver okuduğu bir kitaptan (*) pasajlar aktardı bizlere...Enver'in anlattıklarını kendi müktesebatımızla değerlendirdiğimizde aşağıdaki metin ortaya çıktı... paylaşalım istedik...
2
(Kendi adıma, aşağıdaki metinde anlatılacak Kur'an kıssası hakkında bugüne kadar hiçbir tefsirde/tevilde, mealde veya Kur'an üzerine yapılan herhangi bir çalışmada benzer bir yoruma rastlamadığımızı not düşmeliyiz öncelikle... Mesela, acizane; Maturidi'ye, Gazali'ye, Muhyiddin Arabi'ye, Mevlana'ya, Hamdi Yazır'a, Mustafa Öztürk'e, Hasan Elik'e bizzat baktım.)
3
Hani, Kehf Suresi'nin 60-82 ayetlerinde Hz. Musa ile Salih kul (Hızır) arasında geçen olayları anlatan bir kıssa vardır ya. Kısaca ve özetle orada üç olay anlatılar. Her üç olayında faili Hızır'dır ve Hz. Musa her olaydan sonra daha önce sabredeceğine ve soru sormayacağına dair söz vermesine rağmen, Hızır'ın yaptıklarına isyan eder ve niçin bunları böyle yaptığına dair sorular sorar. Sonunda da birbirlerinden ayrılırlar.
Şimdi geldik meseleye farklı bir noktadan bakarak, kıssanın biz insanlara verdiği mesajları anlamak için oluşturulmuş belli bir formülasyon ile anlatımına;
Kıssada Hz. Musa 'yasal ve kurumsal devleti', Hz. Hızır ise 'derin devleti' yani 'istihbari bilgi'yi temsil eder.
Hz. Musa, yasal ve kurumsal devlet olmanın gereği olarak yazılı hukuku, rasyonel adaleti, işlerin yürütülmesinde nedensellik ilkesini, öngörülebilir olmayı, şeffaflığı ve hesap verilebilirliği savunmaktadır. Bu bağlamda, mesela; suç oluşmadan ceza verilmez, mülkiyet hakkı kutsaldır, dokunulamaz, hiçbir emek karşılıksız bırakılmamalıdır.
Hz. Hızır ise; görünürdeki nizami yapının arkasında işleyen 'devlet aklı'nın remzidir. Söz konusu akıl olağanüstü veya dışı işler yapabilir. Zaruret hallerinde ortaya çıkan durumlara cevap verir, doğrudan sonuca odaklıdır... İcabı halinde düzenin nihai bekası için düzenin kurallarını askıya alabilir.
Kıssa'nın başlangıcında Halis Kul'a verilen ilmin 'rahmet' olarak tanımlanması Salih Kul'un bilgece Hz. Musa'dan yukarıda zikredilmesi... bizi devlet için esas olanın istihbaratın/derin devletin olduğu düşüncesine götürebilir. Lakin Kur'an'ın bütününün verdiği temel mesaja baktığımızda; kuralsızlığın, istisnai olanın genel hale getirilmesinin, olağanüstü olanın, normalleştirilmesinin, emeğin karşılıksız bırakılmasının zulüm olarak nitelendiğini unutmamamız gerekir.

3