Bekledim.../2

Hüseyin Besli
08.02.2026
4

(Düzeltme: Igman Dağı'ndan yeni araç almak için şehre gidenlerin arasında Süleyman Gündüz de vardı. Özür diler ve düzeltirim.)

3

Neyse, kar yağışından bahsediyorduk... Çocukluğumuzda yağan karlardan...

Acaba, çok kirlendiğimizden korktuğum için mi çocukluğuma, üstelik bembeyaz tertemiz, lapa lapa yağan karlı günlere gitmek istiyordum...

Hani, biz, insanın tertemiz/günahsız doğduğuna inanırız ya;

İnsan türü, bir taraftan doğduğu andan itibaren biriktire-biriktire, çoğala-çoğala olgunluğa/ yetkinliğe doğru ilerlerken;

Biriktirmenin/çoğalmanın muktezası gereği kir ve tortu da biriktirmiş olmuyor muydu

Yetmiş yılı aşkın ömrüm boyunca biriktirdiğim/biriken kirler nedeniyle mi çocukluğumuzdaki kar yağışlarını hatırlatacak enstantanelerin peşine düşüyordum...

'Kar'ın bizatihi kendisinin saf ve temiz olması bir tarafa...

Zihnimde köydeki evimizden görünen karşı yamaçların, sağın ve solun, aşağının ve yukarının, dağın-tepenin, vadinin-düzlüklerin... Sis dağının, Arduç'un, Zantarı'nın, İmatlu başının, Karınca Kalesi'nin, Evliya Tepesi'nin, Çanakçı Deresi'nin, Guvalak başıyla Saytaş'ın, Sekü'nün, karşıki yolun... her tarafın kardan bembeyaz olduğu görüntülerle;

Elan gözümüzün önündeki Boğaz'ın kurşuni, bulanık, puslu, çiseli (yağmurlu bile değil) havası birbirine karışıyor...

Hani, ben, bu Boğaz'ı müstakilen çok sevmiyor muydum

Hani, Yahya Kemal:

"Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu

Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu" dememiş miydi

Yıllar öncesi de olsa şahit olduğum kar yağışları bana yetmiyor muydu..

4

Çocukluğuma dair bir iki enstantane;

Anacığım, belki de karların altından çıkardığı köklü pancarlarla/karalahanalarla bir tencere yemek yapmış... Biz çocuklar, yemeğin olağan soğumasını bekleyememiş olmalıyız ki, anam, yemeğin bir an önce yenecek kıvama gelmesi için eline bir tepsi alıyor, aralıktaki pencereyi açıyor ve pencereye kadar dayanan taflan/karayemiş dallarından karları elindeki tepsiye dolduruyor, sonra da yemek tenceresini onun içine oturtuyor... (Benim bildiğim eski evlerin önünde mutlaka taflan ağacı olurdu. Taflan, kocaman geniş yaprakları olmasına rağmen kışın onları dökmezdi. Bu nedenle yazları evi serin tuttuğu gibi kışın da sert rüzgarlara karşı korurdu.)

Çoğunlukla babam gurbette olurdu; büyük karlar yağdığı vakit... Bedirhan Gökçe'nin dilinden döküldüğü gibi; "Nasıl kar yağdı bugün, gece sabaha karşı/Ortalık bembeyazdı, sanki bir gelin gibi..." Tek katlı köy evimizin kapısı kar yığınlarıyla kapanırdı. Oysa kapının bir an önce açılması gerekiyordu; bütün köy evlerinde olduğu gibi; bizim tuvaletimiz de dışarıdaydı... Bu nedenle akraba büyüğümüz, en yakın komşumuz Mehmet amca gelip kapımızın önünden tuvalete ve ahıra (inekler ihmal edilemezdi) kadar yolumuzu açardı...

"Kar yağdı durmadan üç gün üç gece/Tıkandı geçitler, yollar kapandı" diyordu Metin Altınok... O misal...

Abim ilkokulu bitirip ortaokula başlayınca ben de ilkokul üçüncü sınıftan itibaren kasabadaki bir ilkokula (Cumhuriyet) gidiyorum. Yalnız değiliz... diğer köy çocuklarıyla beraber hepimiz köy ile kasaba arasındaki 7,5-8 km'lik yolu sabah akşam yürüyoruz. Sadece, muhtemelen aralık-ocak-şubat aylarını geçirmek üzere; hem günlerin kısalması hem kar yağma ihtimaline karşı çarşıda oda tutuyoruz... Ama ne olursa olsun haftalık yiyeceklerimizi almak, kirli kıyafetlerimizi çıkarıp yenilerini giymek vs. için hafta sonları eve/köye gitmek zorundayız... Yine bir hafta sonu kar yağmış olmasına rağmen, hep beraber gidersek birbirimizin yolunu açarız diye yola koyuluyoruz. Gıvgır Deresi'ne kadar geliyoruz, zira oraya kadar kot yükselmiyor. Ama dereyi geçer geçmez kot yükselmeye başladığı için ne kadar uğraşsak da karı delip yol alamıyoruz ve geriye dönüyoruz; tabii ki hepimiz ter ve kardan ıslanmış durumdayız... O zaman acaba içimizde Faruk Nafik Çamlıbel'in