1
19 Temmuz Pazar günkü 'Mehmet Şimşek'e Açık Mektup' başlıklı yazımızı;
"Eğer Batı mantalitesi (kapitalist öğreti) içinde çıkış yolu bulunmuyorsa; kendimize has bir çıkış yolu, yani bir iktisadi mantalite geliştirmemiz mümkün değil midir" diye bitirmiştik.
Yine aynı yazıda; konunun cahili sayılmamız gerektiğini de söylemiştik.
Şimdi kalkıp, iktisadi bir model önerme iddiasında bulunacak değiliz tabii olarak.
Lakin; yeni modellerden bahis açarak, yeni modeller ortaya koyabilecek olanlara; hem zamanın hızla geçtiğini, elimizi çabuk tutmamız gerektiğini, hem de yol gösterici, hatırlatıcı anlamda bir şeyler söylemek mümkündür.
2
Wael B. Hallaq, Abdurrahman Taha'yı merkeze alarak yazdığı 'Modernitenin Reformu' isimli kitabında 'Yapısal Soykırım' diye bir kavramsallaştırmadan bahsediyor ve ne demek istediğini 'vakıflar' üzerinden anlatıyor.
Diyor ki Hallaq;
"Asırlar boyunca İslam topraklarında vakıf kurumu; toplum ve bir ölçüde yönetim içinde insani, fiziksel, eğitimsel ve ekonomik unsurları birbirine kenetlemişti. Tamamen dindarane bir kurum olan vakıf, fakirlere yardım ve destek anlamına gelir ve İslam'da hayırseverliğin katmanlarını ve ortamını oluşturan, zenginliğin yeniden dağıtımında merkezi değilse dahi önemli bir rol oynar (...)
İslam'da eğitim ve bilgiyi geliştirmek sadece bir görev değildir, aynı zamanda dindarlık ve ibadet eylemidir (bu da İslam toplumunda asırlarca vakıflar aracılığıyla yapılmıştır.) (...)
Cami, medrese, tekke, hastane, sebil, aşhane, han, sokak aydınlatması, köprü ve yol yapımları ve daha birçok kurumsal çalışmalar hep vakıflar vasıtasıyla yapılmıştır."
Yani, diyor ki Üstat, İslam toplumlarındaki ekonomik sistem, tamamen vakıf kaynaklı değilse bile, vakıfsız iktisadi bir sistem olması mümkün değildi.
Bu sistemle idare edilen Müslümanların kurduğu devletler asırlarca hem kendi insanları için hem dünya için gıpta edilecek uygulamalar ortaya koydu.
Ne var ki; aydınlanma sonrası Avrupa, bir yanda giderek kıta içinde derlenip toparlanırken; diğer tarafta sömürgeciliği keşfetti, Avrupa dışındaki dünyanın kimi nimetlerine el koyarak onları kendi ülkesine getirip, iç refahı artırıp, vatandaşlarının hoşnut olduğu devletler haline geldi.
Ancak; bazı pazarlara giremiyorlardı. Mesela; icadından sonra makinayı daha verimli çalıştırmak için petrolü keşfetmişlerdi ama petrol çoğunlukla Osmanlı topraklarındaydı diğer birçok servetle beraber.
O sıralar, her ne kadar Osmanlı o muhteşem haşmetini kaybetmiş, durağan bir sürece girmiş olsa da, hala, Batı için silahla/savaşla kolay kolay alt edilemeyecek bir ülkeydi.
Öyleyse içeriden çökertilmeliydi.
İşte; Hallaq'ın sözünü ettiği 'Yapısal soykırım' tam da burada devreye giriyor.
İçeriden çökertmenin yolu ve yöntemi olarak Osmanlı'nın kurumlarını hedef alıyor Batı ve öncelikle vakıfları işlevsiz hale getiriyor. İçerideki işbirlikçiler ve mutemet ajanlarıyla birlikte.

8