25.Yıl/2

3

Hem geçmişe dair bir eleştiri hem de geleceğe dair bir kılavuz olsun diye bir hususun altını özellikle çizmeliyiz; Mükemmellik Tuzağı.

Ak Parti'nin kurucu beyinleri; kuruluş aşamasında değilse bile, 2007 yılında %49 oy aldığında bunu düşünmeliydi.

Mükemmellik/Tamlık/Olmuşluk duygusu/Sürekli başarı/hep birinci gelme durumu bir müddet sonra gevşemelere, dikkat eksikliğine, kimi teferruatların ciddiye alınmamasına vs. ve bir de yorgunluğa sebep olacağı pek ciddiye alınmadı. Buna dair önleyici tedbirler düşünülmedi. Hep böyle gidilecek zannedildi.

Oysa bu sahadaki yorgunluk sari bir şeydir, bir başladı mı herkese sirayet etmeye başlar.

Herkes bir şeylerin yolunda gitmediğini görür görmesine, lakin şöyle bir silkinerek ne tam anlamıyla sebebini teşhis edebilir ne de hastalığı tedavi edebilecek şifa önerebilir.

Böyle durumlarda yapılacak tek şey, evin içinden dışarı çıkıp, dışarıdan bir göz olarak yapıya bakıp çözüm önerileri getirmek olmalıydı; yapılamadı ne yazık ki...

Bugün için Ak Parti'nin durumu ve ihtiyacı bundan ibarettir...

Bir de; ulu çınarın altında ot bitmez, bilirim, fakat her şeye rağmen (Allah geçinden versin) Ak Parti'nin Erdoğan'dan sonra da yaşamasını sağlayacak ecza için şimdiden çalışmaya başlamak gerekir. (Dikkat isterim; bir isimden bahsetmiyorum. Zira vakti gelmeden isim zikretmenin çok yanlış olacağına inananlardanım.)

4

Ak Parti dün; 'bağımsız akıllılar kulübü' gibiydi sanki;

Mesela; daha Abdullah Gül'ün başbakanlığı döneminde Dış Politikalardan Sorumlu Başdanışman olarak atanan Ahmet Davutoğlu, Erdoğan'ın yurtdışında veya yurtiçinde bir ziyaret veya program nedeniyle yapacağı konuşmayı ben yazayım diye dayatmıyor, fakat yazı ekibine görüşlerini aktarmaktan da geri durmuyordu.

Mesela; Nabi Avcı, kendisine teklif edilen Genel Müdürlük ya da müsteşarlık görevlerini, o işlerin ehli olmadığı gerekçesiyle kabul etmiyor fakat ben iyi bir danışmanım diye o görevlere isimler öneriyor ve onlar atanıyordu...

Mesela Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Ali Babacan; kendi konuşma metinleri için bizden birisini önermemizi, yani kendisine yardım etmemizi istiyordu...

Bugün ise Ak Parti bu çoğulculuğunu sanki kaybetmiş gibi görünüyor...

Korkarım ki bugün yönetim kademesinde olanlar çok az sen/siz diyor ve çok fazla ben diyor...

Bir başka deyişle başlangıçta kurulan muhteşem ve geniş orkestra zaman içinde kimi virtüözlerini kaybetmiş, yerine yenilerini koyamamış ve zamanla küçülmüş gibidir.

Bugün; belki bazı enstrümanların sesi eskisinden daha gür ve daha melodik çıkıyor olabilir. Fakat sürekli tekrarlanan bu ses muhtemeldir ki, zamanla bir bıkkınlık ve negatif enerji kaynağına dönüşmüş olabilir.

Eğer yeniden 'kan tazelemek' söz konusu ise, kaybolan/giden virtüözlerin yerine yenilerini alarak, orkestrayı yeniden senfonik bir seviyeye çıkarmak gerekir.

Hatta bu da yetmez senfonik orkestranın içine mümkün olduğu kadar yerel/otantik sazları da katmak gerekir...

Şimdi sorulması gereken şu ki;

Ak Parti bunu becerebilir mi

En azından Erdoğan'ın liderliğinin sürdüğü bir süreçte; evet mümkündür.

Yeter ki merkezde birileri, kıçı bir sandalyede, bir ayağı başka, öteki ayağı başka bir sandalyede 'meydanı' tıkamasın, teşkilat kademelerinde ise 'meydan'a çıkan yollar kapatılmasın.