22 Ekim 2024 tarihinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin TBMM grup toplantısında yaptığı çağrı, Terörsüz Türkiye süreci açısından son derece kritik bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Bu çağrının ardından Abdullah Öcalan, örgütün silah bırakması ve kendini feshetmesi gerektiğini kamuoyuna açıkça ifade etmiştir. Nitekim 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde toplanan PKK'nın 12. Kongresi sonucunda örgüt, kendini feshettiğini ilan etmiştir. Bu kararla birlikte Terörsüz Türkiye süreci, yeni bir evreye girmiştir.
Söz konusu gelişmelerin doğrudan bir yansıması olarak TBMM'de sürecin yol haritasını belirlemek amacıyla Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulmuştur. Bu komisyon, TBMM'de temsil edilen İYİ Parti dışındaki tüm partilerin üye gönderdiği geniş tabanlı bir yapıya sahiptir. Komisyon çalışmaları kapsamında akademisyenler, düşünce kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları dâhil çeşitli alanlardan 137 kişi dinlenmiş, toplamda 21 toplantı düzenlenmiştir. Yürütülen bu kapsamlı istişare süreci, komisyonun hazırlayacağı rapora meşruiyet zemini kazandırmak açısından büyük önem taşımaktadır. Nitekim tüm bu çalışmaların ürünü olarak 18 Şubat 2026 tarihinde komisyon nihai raporunu kamuoyuyla paylaşmıştır.
Bu rapora TBMM'de grubu bulunan AK Parti, CHP, MHP, DEM Parti ve Yeni Yol Partisi destek vermiştir. İYİ Parti dışında meclis çatısı altında grubu bulunan tüm siyasi partilerin onayıyla kamuoyuna duyurulan bu rapor, partilerin söz konusu belgede çizilen yol haritasını benimsediğini ortaya koymaktadır. Farklı siyasi çizgilerin ortak bir paydada buluşması, Türkiye siyasetinde pek sık rastlanmayan bir tablo sergilemiş ve sürecin toplumsal meşruiyet açısından güçlü bir zemine oturduğuna işaret etmiştir.
Raporun Öngördüğü Yol Haritası ve Güncel Durumlar
Raporda öne çıkan en temel husus PKK'nın silah bıraktığı devletin ilgili kurumları tarafından tespit ve teyit edildikten sonra, bu duruma ilişkin müstakil ve geçici bir hukuki düzenleme hayata geçirilmesidir. Raporda ayrıca silah bırakma ve fesih sürecinin şeffaf, ölçülebilir ve denetlenebilir kriterlere bağlanması gerektiği özellikle vurgulanmıştır. Buna göre önce PKK'nın silah bırakması gerekmekte olup TBMM'deki gruplar bu yaklaşımı açıkça kabul etmiştir.
Ancak mevcut tabloya bakıldığında, PKK ve DEM Parti'nin öncelikle hukuki düzenlemenin yapılması gerektiğini öne sürdüğü görülmektedir. Bu tutum, süreçte kısmi bir yavaşlamaya neden olmaktadır. Tarafların sıra ve öncelik konusundaki bu görüş ayrılığı, sürecin kritik noktalarından birini oluşturmaktadır. Bununla birlikte önümüzdeki dönemde yeni bir adım atılırsa PKK'nın silah bırakmaktan kaçınmak için herhangi bir gerekçe öne sürmemesi büyük önem taşımaktadır. Sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi, öngörülen sorumlulukların zamanında ve kararlılıkla yerine getirmesine bağlıdır.
Bu noktada özellikle dikkat edilmesi gereken bir tehlike söz konusudur. ABD ile İsrail'in İran'a yönelik başlattığı savaş, bölgesel dengeleri köklü biçimde değiştirmiştir. Bu süreçte PKK'nın, oluşan belirsizlik ortamından yararlanmaya çalışabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bilindiği gibi söz konusu savaşın hemen öncesinde, PKK'nın İran uzantısı PJAK ile birlikte PAK, Komala, İKDP ve Xebat gibi örgütler 22 Şubat 2026 tarihinde bir araya gelerek İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu'nu kurmuşlardır. Örgütlerin bu hamlesinin zamanlaması son derece manidardır. Üstelik Trump, savaş başladıktan sonra bizzat bu örgütlerin bazı liderleriyle telefon görüşmesi yapmıştır. Bunun ötesinde, daha önce de defalarca dile getirdiği üzere, bu örgütlerin bir kısmına halka dağıtılmak amacıyla silah temin etmiştir. Ancak Trump'ın da ifade ettiği üzere söz konusu silahlar hâlâ örgütlerin elinde bulunmaktadır. Bu gelişmeler, PKK cephesinden farklı biçimlerde yorumlanmış olabilir. Nitekim örgüt, bölgedeki yeniden yapılanma sürecinde kendine alan açma çabası içinde olabilir.

2